Ağza tat, boğaza feryat
Güzel yiyecek, ama az doyurmuyor.
Beğenilen bir eylem, ama yetmez ki.
Doyurucu olmasa bile yiyecek nesne.
Güzel yiyecek, ama az doyurmuyor.
Beğenilen bir eylem, ama yetmez ki.
Çok sıcak yiyecek ve içeceği hiç sıcak değilmiş gibi yiyip içebilen.
Doğru olmasa da aklı onu bu davranışa itti.
Giriştiği en güzel iş bile talihsizlikle, zararla sonuçlanmak.
Bir şeye değerinden çok para istemek, olmayacak bir istekte bulunmak.
"Senin istekli olduğunu duydu adam, şimdi gidersen anasının nikâhını isteyecek o...
Birini çok tehlikeli bir işe bile bile sokmak.
"Hiç aldırmadan, biricik kızını o adamla evlendirip ateşe atamazsın değil mi?"
Gördüğü her şeyi kendisine gerekli olmasa bile edinmek ister.
Bile bile aldınmış görünme, öyle gerektiği için kötü bir durumu kabullenme.
"Ağaçları kesmesine bile bile lâdes dedim."
Bir kimseye, zarar verebilecek en ufak davranıştan bile kaçınmak.
"İnan anne, kılına bile dokunmadım kardeşimin!"
Bir durum karşısında en küçük bir tepki bile göstermemek, ilgisiz kalmak, harekete geçmemek.
"Onca insan üstüme yürüdü ama o kılını bile kıpırdatmadı."
Hemen her şeyden, olmayacak şeyden bile çıkar sağlamaya çalışmak; yarar ummak.
"Öyle açıkgözdü ki sinekten bile yağ çıkarırdı."
Hiç ilgisi yok, en ufak benzerliği bile yok.
"Sen kardeşini bir görsen, bu onun yanından bile geçmemiş."