Ayağını alamamak
Alıştığı bir yere gitmekten vazgeçmemek.
Ağrı ya da uyuşma dolayısıyla ayağını oynatamamak.
Sağ ayağını sol, sol ayağını sağ uyluğunun altına koyup oturmak.
Alıştığı bir yere gitmekten vazgeçmemek.
Ağrı ya da uyuşma dolayısıyla ayağını oynatamamak.
Birilerinin kendisine karşı yapacakları muhtemel kötülüklere karşı uyanık davranmak, tedbirli olmak.
"Eğer ayağını denk almazsan o adamlar başına bir iş...
Bir yolunu bularak birini bulunduğu işten, mevkiden uzaklaştırmak.
"Adamcağızın hiç suçu yokken ayağını kaydırdılar, şimdi aç susuz dolaşıyor."
Ayağını kaydırmak.
Verilen bir görevi ağırdan yapmak.
Bir yerden ayrılmak üzere bulunmak.
Ölmek üzere olmak.
Halk inanışına göre birinin gelmesi, ardından başkalarının da...
Gelirini giderine uydurmak, harcamalarda geliri aşmamak.
"Ayağını yorganına göre uzatmazsan ileride aç kalırsın."
Sağ iken, ölmeden.
İştahla sofraya oturmak.
Bir işi çabuk bitirmek üzere oturup ele almak.
Birini altına alıp dövmek.
"Birkaç kişi utanmadan zavallı adamın başına çöktüler."
Yakınlarından biri ölen kimseye
"sen sağ ol",
"üzüntünü paylaşırım" demeye gitmek.
"Baş sağlığı dilemek."
Ölen kimsenin yakınlarına, acılarını paylaşma sözleri söylemek.
"Başın sağ olsuna gitmek."
Başkasının egemenliği altına girmek, tutsak olmak, emir ve baskı altında yaşamak.
"Türk milleti için boyunduruk altına girmek, ölüm demektir."
Elden çıkanın önemi yok. Kendisi sağ ya yeter.