Açlıktan ölmeyecek kadar
Pek az bir şey, gereğinden az.
Azımsamak, az saymak, umduğu kadar olmadığını düşünmek.
Pek az bir şey, gereğinden az.
Bir işi başarmak uğrunda çok yorulmak, sonuca kadar çok zahmet çekmek.
"Seni buluncaya kadar akla karayı seçtim."
Başkasına bir şeyler vermesi gereken kişi, az az verip sayıyı çoğaltarak çok şey veriyormuş gibi görünmek istiyor. Ama alan da bunlardan birkaçını birleştirip...
Önem verilecek şeyleri hiçe saymak, çiğnemek.
Önem verilmesi gereken şeyleri hiçe saymak, çiğnemek.
"Babasının onun için verdiği emekleri ayaklar altına alarak...
Bir parça, o kadar çok olmayan, oldukça.
"Az buçuk."
Ne az ne çok, oldukça.
"Az kalsın."
Neredeyse, hemen hemen, az kalsın.
"Az bulmak."
Umduğu denli olmadığını düşünmek, beklediğinden eksik bulmak, azımsamak.
Bir sorun üzerine oy verenler, sayıca, karşı düşünceye oy verenlerden daha az çıkmak.
Bir oyalamada, karşı düşünceye oy verenler sayıca az çıkmak.
Az sonra, hemen hemen, olmak üzereydi ki (olacaktı, ama olmadı).
"Nerede ise".
Neredeyse, az daha
Umduğu kadar olmadığını bildirmek, az saymak, azımsamak.
Az bir farkla, az fazla ya da az eksik olmak üzere, yaklaşık olarak.
"Üç aşağı beş yukarı anlaşırız, merak etme."
Hiç denecek kadar az.
"Onu zerre kadar sevmiyorum."