Afaroz etmek
Yakını olmaktan çıkarmak, ilgiyi kesip uzaklaştırmak.
Ayakkabısını çıkarmak.
Yakını olmaktan çıkarmak, ilgiyi kesip uzaklaştırmak.
Kendi keyfine dalmış olan birini, sinirlendirici davranışlarla çileden çıkarmak
Gereksiz yere kendine iş çıkarmak.
Kararından, niyetinden vazgeçirip başka bir yola sokmak.
Baştan çıkarmak, ayartmak.
"Aklını çelip onu evlenmeye razı et."
Yürümekte olan bir işe engel çıkarmak, bir kimseyi kötü duruma düşürecek davranışta bulunmak.
Bir işin en önemli noktası üzerinde durmak, ya da bir şeyin en duyarlı noktasını açığa çıkarmak.
"Adamın en sonunda can damarına bastılar, zararı da kendileri...
Gürültü patırtı, karışıklık ve kavga çıkarmak.
"Çıngar çıkarmadan oturtun şu kadını."
İşinden çıkarmak veya atmak.
"Adamı durup dururken ekmeğinden ettiler."
Önemsiz, küçük bir şeyi büyütüp mesele çıkarmak.
"Söyle ona, habbeyi kubbe yapıp durmasın, ne olmuş çocuk biraz geç kalmış da!"
Ayaklarını yere vurarak oynamak.
Gürültü çıkarmak.
"Yandaki sınıfta hora tepiyor, ortalığı birbirine katıyorduk ki…"
İstenilen işi yapmamak için birtakım bahaneler, sebepler ileri sürmek, güçlük çıkarmak, engeller göstermek.
Yapılabilir, görülebilir işi yapmamak için güçlük çıkarmak, bahaneler ileri sürmek.