Arkasını sıvamak
İltifat etmek, okşamak, övmek, birisini bu yolları kullanarak bir işe sevk etmek.
"Arkasını sıvayarak yaptırıyorum her işi bu çocuğa."
Yok etmek.
İltifat etmek, okşamak, övmek, birisini bu yolları kullanarak bir işe sevk etmek.
"Arkasını sıvayarak yaptırıyorum her işi bu çocuğa."
Bir yeri bilerek yakıp yok etmek.
Aşırı ölçüde telâşlandırmak.
Bir toplumu, bir ülkeyi kargaşalık içine sürükleyerek yıkıma uğratmak.
"Dış güçler yerli...
Ölmüş olan babanın ruhunu şad etmek için (bana şu iyiliği yap).
Birinden bir iyilik yapılması istenirken
"bu iyiliği, ölmüş olan babanın ruhunu hoşnut etmek...
Kendisi için gerekli ve yararlı olan şeyi kendi eliyle yok etmek.
"Geçimini sağladığın o tarlayı sakın satma, yoksa bindiğin dalı kesmiş olursun."
Bir işe yaramadan yok etmek.
Bir kimseye büyük bir zarar vermek, kötülük etmek.
İyi bir şeyi kötü hâle getirmek, heder etmek, harcamak.
"Yeni aldığım oyuncağın canına okudu bir günde."
Sıkıştırıp tedirgin etmek, eziyet etmek.
"İşlerin yavaş gittiğini gören patron işçilerin ensesinde boza pişirmeye başladı."
Ortada (bir konu ile ilgili) hiçbir belirti olmadığı hâlde varmış gibi bir kuşkuya düşmek.
"Henüz ortada fol yok yumurta yok, sen adama para ödemeye...
Şundan bundan konuşarak sohbet etmek.
"O iki ihtiyar kadın hoş beş etmek için yaratılmışlar sanki."
Gereğini yerine getirmek.
Yok etmek, ortadan kaldırmak.
"O adamın icabına bakarız, merak etme sen."
O şeyde yarar yok, faydası olmaz.
"O arabada hiç iş yok, almaya değmez."
Birine iftira etmek, leke sürmek, haksız yere suçlamak.
"Kadıncağıza yok yere kara çaldılar."