Al aptesini, ver pabucumu
Senden yararlanmam, bu yüzden uğradığım zarara değmedi. Yararlanmadan vazgeçiyorum; zarar etmeyeyim, yeter.
"Aldığı aptes ürküttüğü kurbağaya değmemek."
Aldatılıp zarara sokulmak.
Senden yararlanmam, bu yüzden uğradığım zarara değmedi. Yararlanmadan vazgeçiyorum; zarar etmeyeyim, yeter.
"Aldığı aptes ürküttüğü kurbağaya değmemek."
Zarara uğradıktan sonra önlem almak.
Uğradığı zarara, felakete sesini çıkarmadan katlanmak.
"Evi yıkılan Hasan bağrına taş basmaktan başka bir yol bulamadı."
Birini ağır, dayanılmaz bir zarara uğratmak.
Kendi kendini ağır, dayanılmaz bir zarara sokmak.
"Ateşine yanmak."
Nasıl bir zarara uğradığını anlamak.
Birine pek sokulmak.
Birine pek sokulmak.
Ansızın karşılaşmak, karşı karşıya gelmek.
Birbirine çok yaklaşmak, birine çok sokulmak.
"Kapıdan çıkar çıkmaz öğretmenimle burun buruna geldim."
Fizikî acı vermek.
Bir kimseyi zarara ya da sıkıntıya sokmak; üzmek, kaygılandırmak.
"Lütfen canını yakma çocuğun."
İş ortağını, kazanç göstermeden ya da zarara sokarak, ortaklıktan ayırmak.
Zarara uğratmak, bir işi kötü biçimde yapmak, iyi yerine kötüyü seçmek.
"Öyle bir taş attı ki az kalsın kuzunun gözünü çıkaracaktı."
Kolay elde edilememek; para, özveri ve emek gerektirmek; zarara ve sıkıntıya yol açmak.
"Bu ev size pahalıya mal olsa gerek."
Önemsiz bir şey için kızıp daha büyük zarara yol açacak davranış içine girmek.