Acem kılıcı gibi iki tarafı (taraflı) kesmek
Hem birinden yana hem de ona karşı olabilmek; aralarında sorun bulunan iki yanı da idare etmek; iki yanlı davranmak.
Utanacak, sıkılacak, arlanacak yanı kalmamış; arsız.
Hem birinden yana hem de ona karşı olabilmek; aralarında sorun bulunan iki yanı da idare etmek; iki yanlı davranmak.
Öyle arsız ki yüzünde hiçbir utanma belirtisi görülmez.
Sonuç alınmayacak iş, umutsuz durum.
"Çobanlık mı, dağ tepe dolaş dur, alt yanı çıkmaz sokak vesselâm."
Bir konuda iki yanı görüştürmek, uzaklaştırmak, bir işin çözümüne yardımcı olmak.
Anlaşamayan iki tarafı uzaklaştırmak için araya girildiğinde, iki yanı da hoşnut edemeyerek güç duruma düşmek.
Bir sözü ya da davranışı iyi karşılanmadığı için utanmak, utanacak duruma düşmek.
"Onun düşüncesinin hiç de doğru olmadığını söylediğim zaman amma da bozum...
Sağlam bir yanı bulunmayan, kırık, eski (şey).
Hiçbiri sağlam, işe yarar olmayan (şeyler).
Her yanı bakımlı, elverişli, güzel, tam istenildiği gibi.
"Alırsam dört başı mamur bir ev alacağım."
Bir meselenin sonuçlandırılması için çözülmesi, açıklığa kavuşturulması gereken en güç yanı.
"Biz işin daha düğüm noktasını tespit etmiş değiliz ki!"
Çarpuk çurpuk, eğri büğrü, düzgün yanı olmayan, çirkin bir biçim almış bulunan.
"Eciş bücüş bir yazıyla karşılaşınca şaşırdı."
İşe yarar, beğenilecek bir yanı ve tarafı kalmamak.
"Bu arabalarda hayır kalmamış, yenilerini almamız gerekecek."
Birinin düştüğü kötü duruma öç alır gibi, arsız arsız gülmek.