Allah (acısını) unutturmasın
Tanrı bu acıyı unutturacak daha büyük bir acı göstermesin.
Birdenbire ölmek.
Büyük ölçüde üzülmek.
"Bu acı haberi verip de yüreğine indirmek mi istiyorsun?"
Tanrı bu acıyı unutturacak daha büyük bir acı göstermesin.
Birbirimizden ayrılmayacağız, işler iyi de gitse, kötü de gitse hep birlikte yapacağız, beraberliği bozmayacağız.
"Bu toprağı yalnız ben mi atacağım, hayır...
Size güzel bir şey sunamıyorum; ama elimden ancak bu kadarı geliyor.
Bu işi yarım yamalak yapıyorum; ama elimden ancak bu kadarı geliyor.
Falanca, bu sıkıntıya nasıl dayanıyorsa sen de dayanmalısın.
Falancaya bu denli zor bir iş yaptırmak acımasızlıktır.
O güzel şeyin yabancısı değilim. Benzerlerini ben de kullandım.
Bu konuda benim de kendi çapımda bilgim, tecrübem vardır.
Yapacağı işe büyük bir önem verip özen göstererek girişmek.
"Başarılı olmak mı istiyorsun, dört elle sarıl işine!"
"Bu kadar kusuruna, bu yeteneksizliğine rağmen bir de övünüyor, üstünlük taslıyor" anlamında kullanılır.
Çok susamak.
Büyük bir acı sebebiyle çok fazla üzülmek.
"Sanki yalnız onun içi yanıyordu."
Ölüm veya felâket haberi, çok üzücü haber.
"Fatma kadına bu kara haberi vermeye kimse yanaşmadı."
Bir şeyin yüzünde, özellikle de vücudun bir yerinde yara oluşmasına sebep olmak.
Büyük dert, acı, üzüntü vermek.
"Onun sözleri içimde bir yara açtı."
Gerçek mi, öyle mi.
Hayır inanmam, doğru değil bu!"Yok canım, değil ona gitmek, hiç görmedim bile."
Yüreği yanmak, belli bir sebep sonucu büyük bir acı duymak, çok üzülmek.
"Kim ki başkasının uğradığı felâket onun yüreğine od düşürür, işte adam odur."