Altını çizmek
Bir şeyin (daha çok sözün) önemini belirtmek, üzerine dikkati çekmek, vurgulamak.
"Altını çize çize söylüyorum. Eninde sonunda sen de geleceksin."
Ters tutumunu düzeltmek, uslanmak, istenilen biçimdeki davranışı kabul etmek.
"Kaygılanma, eninde sonunda yola gelecektir."
Bir şeyin (daha çok sözün) önemini belirtmek, üzerine dikkati çekmek, vurgulamak.
"Altını çize çize söylüyorum. Eninde sonunda sen de geleceksin."
İltifat etmek, okşamak, övmek, birisini bu yolları kullanarak bir işe sevk etmek.
"Arkasını sıvayarak yaptırıyorum her işi bu çocuğa."
Yaptığı her işi herkes kabul etmek zorunda: İstemediği işi yapmayacak, istediğini yapacaktır.
"Astığı astık"
Verilen az şeyi çok gibi, gönül hoşluğu ile kabul etmek.
Verilen şey, armağan az ya da küçük de olsa, çokmuş, büyükmüş, değerliymiş gibi kabul etmek.
Ölmüş olan babanın ruhunu şad etmek için (bana şu iyiliği yap).
Birinden bir iyilik yapılması istenirken
"bu iyiliği, ölmüş olan babanın ruhunu hoşnut etmek...
Ayrı ayrı görüşler savunan iki kişiden her biri, kendi görüşü yanlış çıkarsa ötekine bir şey vermeyi kabul etmek.
Nihayet, en sonunda.
"Eninde sonunda onu bulacağım."
Hak dini olan İslâm`ı kabul etmek.
En sonunda doğruyu söylemek.
Önceden kabul etmediği şeyi sonradan kabul edip uymak.
"İmana gel, tövbe et ki öbür dünyada...
En sonunda karşı çıktığı kimsenin fikrini kabul etmek.
"Demek sözüme geldin, o hâlde gidelim."
Kendinden üstün bir güç karşısında yenilgiyi kabul etmek, mücadeleden vazgeçmek.
Kendini teslim etmek, birtakım ellere bırakmak.
"Teslim olursan kılına...
Birinin bir konudaki ters tutumunu düzeltmek.