Acısı içine çökmek
Bir şey için çok derin bir üzüntü duymak, bir şeyin acısını çok içinde duyumsamak.
Çok hırpalamak, acınacak duruma düşürmek, zor durumlarda bırakmak.
"Bütün milletin içinde yerden yere çaldı delikanlıyı."
Bir şey için çok derin bir üzüntü duymak, bir şeyin acısını çok içinde duyumsamak.
Çok beğenip imrenmek.
Çok beğenip isteyecek duruma gelmek, imrenmek.
"Vitrindeki kızarmış tavuğu görünce ağzımın suyu aktı."
Bayılmak.
Çok sevinçten ya da çok korkudan ne yapacağını şaşırmak.
Çok korkudan veya çok sevinçten ne yapacağını şaşırmak.
Kafası çok yorulmuş olduğundan iyi...
Bir yere gitmez, uğramaz olmak.
Birini bir yere artık uğramaz duruma getirmek.
"Öyle korkutun ki o adamın ayağı kesilsin bu meyhaneden?"
Büyük üzüntü içinde bırakmak ve bir şey yapamaz duruma getirmek.
Çok fazla kibirli, herkese yukarıdan bakar (olmak).
"İyi ki bir araba aldı, burnu Kaf dağında bir adam olup çıktı."
Çok kibirli, herkese çok yukarıdan bakar...
Çok özler, çok arar, çok ister olmak.
Kurumundan büyüklenmesinden, yanına yaklaşamaz olmak.
Çok kibirli, kurumlu olmak; büyüklük taslamak, gösteriş yapmak.
"Adamın çalımından geçilmiyor, ona laf...
Geride bırakmak, zor duruma düşürmek, birini yıldırmak.
"Silâhını çeken komutan etrafa duman attırmaya başladı."
Çok korkmak, heyecan içinde bulunup terlemek, korku ve bunalım içinde olmak.
"Köprüden geçerken ecel terleri döktüler."
Kötü duruma düşürmek, işini bozmak, zor durumda bırakmak, dövmek.
"Biraz daha konuşursan seni fena edeceğim."
Çok üşümek.
Çok istek duymak.
Bir zarar gelecek korkusu içinde bulunmak.
"Hava iyice soğudu, içim titremeye başladı, haydi içeri girelim."