Açlıktan göbeğine taş bağlamak
Aç ve çaresiz bir durumda olmak.
Hastalık yüzünden yatmak zorunda kalmak, ayağa kalkamayacak durumda olmak.
"Sizin yüzünüzden yatağa düştü çocukcağız."
Aç ve çaresiz bir durumda olmak.
Unutulmak, adı anılmaz olmak.
Artık adı hiç anılmaz olmak, unutulup gitmek.
Üzüntüsünden söz söyleyecek durumda olmamak.
Kırgınlıktan, üzüntüden ya da herhangi bir sebepten ötürü söz söyleyecek durumda olmamak.
"Boşuna uğraşma, evin...
Çok genç ve deneyimsiz olmak.
Çok genç, toy ve tecrübesiz olmak.
"Şu ağzı süt kokan mı yarışacak benimle."
Uydurma olmak, yalan olmak, gerçek olmamak, doğru olmamak, asılsız olmak.
Çok sıkıntılı, çaresiz bir durumda olmak; parasızlıktan dolayı güç bir durumda kalmak.
"Başı darda kalan insanlara yardım etmek insanlık borcudur."
Hiç hastalanmamış olmak.
Yatağa yatıp uyumamış olmak.
Bir kenara çekilip toplum ile ilişkisini kesmek, toplumun yaşayışına karışmaz olmak, daha çok ibadetle meşgul olmak ve dünya işleriyle ilgilenmez olmak.
"Bizim...
İçinde olunan günlerde ölecek olmak.
Bulunduğu yerde kalmak için birkaç günü kalmak.
"Doktorlara bakılırsa anneannemin günleri sayılıymış."
Bir yerde kendisi bulunmak, var olmak.
Bir yere hemen gidecek, bir şeyi anında yapacak durumda olmak.
"Yarınki toplantıda sen de hazır bulunmalısın."
Beklediği yardım gelmeyince, kendi işini kendisi yapmak zorunda kalmak.
"İş başa düştü desene!.."
Senli benli olmak ve birbirinden çekineceği kalmamak, aradaki mesafe kalkmış olmak, lâubalileşmiş olmak.
"İyice yüz göz olduk, beni artık dinlemiyorlar."