Ahkâm çıkarmak
Kendi düşüncelerine dayanarak birtakım yargılara varmak.
"Devletler ancak kuvvetli ordu ile ayakta dururlar diye ahkâm çıkardı."
Ancak gördüğüne inanan.
Kendi düşüncelerine dayanarak birtakım yargılara varmak.
"Devletler ancak kuvvetli ordu ile ayakta dururlar diye ahkâm çıkardı."
Bir kimseye ancak annenin gösterebileceği sevgi ve yakınlığı göstermek, analık etmek.
Çok değerli bir şey; ancak rastlantı ile ele geçer.
Kendisine inanan, güvenen bir kimseye gizlice kötülük etmek.
"Onun beni arkamdan vuracağı hiç aklıma gelmezdi."
Verilen bir görevi ağırdan yapmak.
Bir yerden ayrılmak üzere bulunmak.
Ölmek üzere olmak.
Halk inanışına göre birinin gelmesi, ardından başkalarının da...
Size güzel bir şey sunamıyorum; ama elimden ancak bu kadarı geliyor.
Bu işi yarım yamalak yapıyorum; ama elimden ancak bu kadarı geliyor.
Gücüm ancak bu kadarını yapmaya yeter; daha fazlasını beklemeyin.
Gerçekleşmesi mümkün olmayacak işleri anlatmak için kullanılır.
"O kız, o çocukla ancak balık kavağa çıkınca evlenir."
Üstünlüğünü göstermek, karşısındakini geçmek.
"Koşuda değil, ancak güreşte baskın çıkarım ona."
Birbirinin düşüncesinden yararlanmak üzere birkaç kişi toplanıp bir konuyu görüşmek, bir konuda dertleşmek.
"Bu sorunu ancak baş başa vermekle çözebiliriz."
Ortalıkta kimse kalmamak, ıssızlaşıp sessizleşmek.
"Bu iş ancak el ayak çekildikten sonra yapılır."
Güçleri birleştirip işbirliği yapmak, yardımlaşmak.
"Bu yolu ancak el ele verirsek yapabiliriz."