Allah bilir
Belli değil, Cenab-ı Hak`tan başka kimse bilmez.
"Allah bilir bu sırrın iç yüzünü."
Bana öyle geliyor ki.
"Allah bilir esrar da alıyordur bu çocuk."
Güçleri birleştirip işbirliği yapmak, yardımlaşmak.
"Bu yolu ancak el ele verirsek yapabiliriz."
Belli değil, Cenab-ı Hak`tan başka kimse bilmez.
"Allah bilir bu sırrın iç yüzünü."
Bana öyle geliyor ki.
"Allah bilir esrar da alıyordur bu çocuk."
Yazgıyı, talihi bu türlü olmak; bu olayın başına gelmesini tanrının buyurmuş olduğuna inanmak.
Çok değerli bir şey; ancak rastlantı ile ele geçer.
Utanç duyulacak şeyleri sıkılmadan yapmak, utanmayı bırakmak, yüzsüz olmak.
"Ar damarı çatlamış bu adamdan ne umuyorsun anlamadım bir türlü."
Birisine çıkar sağlama sözü vermek (ya da bu yolu göstermek).
Bir yere uğramak, o yer yolu üzerinde bulunmak, yolu düşmek.
"Bu rezillikten sonra onun ayağının buralara düşeceğini sanmam artık."
Size güzel bir şey sunamıyorum; ama elimden ancak bu kadarı geliyor.
Bu işi yarım yamalak yapıyorum; ama elimden ancak bu kadarı geliyor.
Ortalıkta kimse kalmamak, ıssızlaşıp sessizleşmek.
"Bu iş ancak el ayak çekildikten sonra yapılır."
Yemin etmek, kutsal bir şey üzerine el koyarak ant içmek.
"Kur`ân`a el basarım ki bu işi ben yapmadım."
Güç bir duruma düşürerek telâşlandırmak, bu telâşla kaçmasına sebep olmak.
"El oğlu bu, adama pabucunu ters giydirir, tetikte olmalı insan."
Yeni bir yol yapmak.
Herhangi bir sebepten ötürü kapanmış yolu açmak, geçilir duruma getirmek.
Birinin geçmesi için kenara çekilip geçme önceliği tanımak.
Bir...
Yakınlarının övünç duymasına neden olacak beğenilir bir iş yapmak.
Yakın çevresinin övünç duymasına neden olacak bir iş yapmak veya başarı...