Ağzından çıkanı kulağı işitmemek
Sözlerini tartmadan, düşünmeden, öfke içinde, nere varacağını hesaplamadan konuşmak.
"İyice çıldırmış olmalısın. Çünkü ağzından çıkanı kulağın duymuyor."
Gücü iyice azalmak.
Sözlerini tartmadan, düşünmeden, öfke içinde, nere varacağını hesaplamadan konuşmak.
"İyice çıldırmış olmalısın. Çünkü ağzından çıkanı kulağın duymuyor."
Çok dikkatlı bakmak, alacakmış gibi iyice gözden geçirmek.
"Herkes başının çaresine baksın, güçsüzleri düşünme, gücü yetmeyene ne olursa olsun" anlamında kullanılır.
Aman diyecek gücü kalmamak.
Yardım dileyecek kimse bulamamak..
Aradan zaman geçerek işin önemi azalmak.
Hastanın artmış olan vücut ısısı azalmak.
Herkesin gücü, becerisi bu işi başarmaya elverişli değil: Yapabilecekler de var, yapamayacaklar da. Eriştiği yüksek aşamada tutunabilmek kolay değil.
Gücünün üstünlüğünü kanıtlamak, bir şeye gücü yetmek.
"Onunla başa çıkabilirim, merak etme sen."
Gücü yetmemek, başarı kazanamamak, bir işi başarmakta zorluk çekmek.
"Şu uysal insanlarla baş edemezsen kiminle edeceksin!"
Bir konuda yapacağı çok az şeyi olmak.
Dayanacak pek az gücü kalmak.
"Bir atımlık barutu kalmış, hâlâ ben yaparım o işi diyor."
Bir yere iyice, ayrılmamacasına yerleşmek.
İyice tutunmak, köklenmek, sağlamlaşmak, yayılmak.
"Onun sevgisi, içine iyice kök salmıştı."
İz bırakmak.
İyice yerleşmek.
"Bu sözler kulağına iyice yer eder umarım."