Açık açık
Hiçbir şeyi saklamadan, açıkça.
Hiçbir şeyi tasa etmeyen, titizlenmeyen, gamsız, umarsız.
Hiçbir şeyi saklamadan, açıkça.
Hiçbir şeyi söylememek, ya da söyletmemek.
Söylemek istemediği bir şeyi, boş bulunup söyleyivermek.
"Dikkatli ol, lafı ağzından kaçırıp da gideceğimiz yeri söyleme."
Söylemek istemediği şeyi farkında...
Her şeye kusur bulup hiçbir şeyi beğenmemek.
Hiçbir şeyi beğenmemek, her şeyin bir kusurunu bulmak.
Çok yiğit, hiçbir şeyden korkmayan.
Yılmaz, hiçbir şeyden korkmayan, yiğit, kahraman,"Aslan yürekli Mehmetçik düşmanı çil yavrusu gibi dağıttı."
Hiçbir şeyde...
Acımasızca, tekmelerle kıyasıya dövmek.
Bir şeyi küçük görerek ondan faydalanma yoluna gitmemek, o şeyi tepmek.
"Önüne serilen bütün nimetleri ayağının altına...
Bir şeyi yapmayı düşünmek, olmasını istemek, o şeyi düşünür olmak.
"Ben de o işi yapmayı gönlümden geçirmiştim."
Heyecana, öfkeye ya da önem verdiği bir işe kapılıp başka hiçbir şeyle uğraşamaz duruma gelmek.
"Kendinden öylesine geçmişti ki gözü hiçbir şeyi görmez...
Eline geçen imkânları değerlendirmek, hiçbir şeyi dert edinmeyip hoşça vakit geçirmek.
"Gününü gün eden yöneticilerden kurtulacağımız günler yakındır."
Düşünmeden, hiçbir şeyi anlamadan, ne denildiğini kavramadan dinlemek.
"Beni koyun dinler gibi dinleyip çekip gittiler."
Hiçbir tepki görülmemek.
Haber çıkmamak.
"Ses seda çıkmadı hiçbir komşudan."