Ağzının payını vermek
Sert söz ve davranışlarla karşılık vererek bir kimseyi yaptığına pişman etmek.
"Demek öyle, ben de senin ağzının payını vermezsem bana da Hasan demesinler!"
İftihar etmek, övünç duymak.
"Senin başarılarınla göğsüm kabarıyor oğlum."
Sert söz ve davranışlarla karşılık vererek bir kimseyi yaptığına pişman etmek.
"Demek öyle, ben de senin ağzının payını vermezsem bana da Hasan demesinler!"
Herhangi bir şeyi Yüce Allah`ın korumasına ve esirgemesine terk etmek.
"Seni Allah`a emanet ederek gidiyorum oğlum."
İltifat etmek, okşamak, övmek, birisini bu yolları kullanarak bir işe sevk etmek.
"Arkasını sıvayarak yaptırıyorum her işi bu çocuğa."
Ölmüş olan babanın ruhunu şad etmek için (bana şu iyiliği yap).
Birinden bir iyilik yapılması istenirken
"bu iyiliği, ölmüş olan babanın ruhunu hoşnut etmek...
Yerli yersiz konuşarak, gereksiz sözler söyleyerek, çok konuşarak birisini rahatsız etmek.
"Baş ağrıtmakta üstüne yoktur senin."
Bir kimseye büyük bir zarar vermek, kötülük etmek.
İyi bir şeyi kötü hâle getirmek, heder etmek, harcamak.
"Yeni aldığım oyuncağın canına okudu bir günde."
Fizikî bir acı duymak.
Bir işte zarar görmek, manevî bir üzüntü duymak.
"Canını yakmadan ver o elindekini bana!"
Sıkıştırıp tedirgin etmek, eziyet etmek.
"İşlerin yavaş gittiğini gören patron işçilerin ensesinde boza pişirmeye başladı."
Gözüne çarpmak, orada bulunduğunu anlamak, fark etmek.
"O kalabalıkta senin farkına varacaklarını sanmıyorum."
Bir şeye aşırı derecede ilgi duymak, onu koruyup gözetmek, dikkatle muhafaza etmek.
"Çocuğunu gözü gibi sakınıyordu kadıncağız."
Bir kimseye, bir şeye güven duymak, inanmak, itimat etmek.
"O adama güven beslediğiniz için pişman olmayacaksınız."
Şundan bundan konuşarak sohbet etmek.
"O iki ihtiyar kadın hoş beş etmek için yaratılmışlar sanki."