Ağız burun birbirine karışmak
Kavga, sarhoşluk, öfke, yorgunluk gibi nedenlerle yüz yara bere içinde olmak yada yüzde yorgunluk izleri görülmek.
Somurtkan, asık yüz.
"Onun ekşi yüz göstermeye hakkı yoktu."
Kavga, sarhoşluk, öfke, yorgunluk gibi nedenlerle yüz yara bere içinde olmak yada yüzde yorgunluk izleri görülmek.
Yaptığı ilenme (beddua) er geç etkisini göstermek.
"Şunu iyi bil ki ey zalim, ahım yerde kalmayacak; yüz üstü sürüneceksin."
İki kişi arasındaki iyi ilişkiyi, dostluğu, arkadaşlığı yıkmak.
"Kim ki ara bozar, o toplumun yüz karasıdır."
Bir işi bitirmek, sona erdirmek, başarmak.
Bir kişiye aşırı ölçüde ilgi gösterip çok şımartmak.
"Ona biraz daha yüz verirsen başına çıkacak, söylediğini...
Daha önce birlikte iş yaptığı, anlaştığı kimseden, artık ihtiyaç duymadığı için yüz çevirmek; bir kimseyi kendinden uzaklaştıracak davranışlarda...
Bir isteğinin yerine getirilmesi için bir kimseye yalvarmak, önünde eğilmek.
"İnsanların eşiğine yüz sürülmemesi gerekir."
Bir işin sonuca oluşması konusunda türlü güçlüklerle karşılaşmak, ya da çeşitli seçeneklerle yüz yüze gelmek, sonuca nasıl ulaştırılacağı bilinemez olmak.
"İş...
Yakınlık göstererek karşılamak.
"Biraz sıcak yüz gösterseydin günaha mı girerdin?"
Hoşnutsuzluğunu yüz ifadesiyle belli etmek.
"Bütün gün suratını ekşitip durdu."
Birinin hoşuna gidecek davranış ortaya koymak, söz söylemek, onun tarafını tutmak.
"Ömrümce onun bunun türküsünü çağırıp durdum, yeter artık!"
Serseri; ne iş yaptığı, nerde kaldığı, nereli olduğu bilinmeyen.
"Yeri yurdu belirsiz bu adama yüz verme demedim mi?"
Ayrıntıya girmeden, bir bütün sayıya yaklaşık olarak tamamlanabilen hesap.
"Aldığımız mallar yuvarlak hesap yüz bin lira tuttu."