Ağır iş
Yapılması zor iş, güç iş , zahmetli iş.
Çalışıp para kazanılan, geçim sağlayan iş yeri.
"O dükkân benim ekmek kapım, asla satmam, satamam onu!"
Yapılması zor iş, güç iş , zahmetli iş.
Akıllı, dengeli ve ölçülü bir kişinin yapacağı iş olmamak.
"Akıl kârımı şimdi senin yaptığın bu iş?"
Bir şeye değerinden çok para istemek, olmayacak bir istekte bulunmak.
"Senin istekli olduğunu duydu adam, şimdi gidersen anasının nikâhını isteyecek o...
Bir yığın gereksiz sözlerle bir kimseyi sıkıp yormak.
Bir iş, bir kimseyi rahatsız edip uğraştırmak.
Gereksiz sözlerle birini bunaltmak.
Bir iş için birini...
Kazanç, geçinmek için kazanılan para.
"Ekmek parası kolay kolay kazanılmıyor."
Çabuk iş yapamamak.
"Bırakın onu, elinden iş çıkmaz birine ihtiyacımız yok."
Bir yeri tutmak, kiralamak ya da bir şeyi elde etmek için değeri dışında açıktan verilen para.
"Yeri bize verecekler ama bir milyon lira hava parası...
O şeyde yarar yok, faydası olmaz.
"O arabada hiç iş yok, almaya değmez."
Dönüp dolaşıp o şeyin üstünde durmak, onu tercih etmek, birçok şeyi deneyip onu seçmek.
"Ben bu elbisede karar kıldım."
Çok para kazanmak.
Devletin çok para basması.
"Bizim büfe âdeta para kesiyor."
Çok para harcamak.
Rüşvet yemek, görevini kötüye kullanıp bir iş yapmak için birinden para almak.
"İnsanlar artık açıktan para yiyorlar."
O işten umudunu kesmek, o işin olacağına inanmamak, parasını ya da malını almaktan vazgeçmek.
"Verecek mi? Sen o paranın üstüne bir bardak soğuk su iç!"