Açığını yakalamak
Bir zayıf noktasını ele geçirmek.
Yönetimi ele geçirmek, işi kendisi yönetmeye başlamak.
"Dizginleri ele almazsak fabrika kargaşa içinde boğulup kalacak, üretim yapılamayacak."
Bir zayıf noktasını ele geçirmek.
Gizli bir amaçla bir işten yavaş davranmak, işi savsaklamak, yapmaya gönülsüz davranmak, işi yapmak için isteksizce davranma ve gereken sürede bitirmemek.
İştahla sofraya oturmak.
Bir işi çabuk bitirmek üzere oturup ele almak.
Birini altına alıp dövmek.
"Birkaç kişi utanmadan zavallı adamın başına çöktüler."
Gereksiz görülen bir bağlılığa, bir ilişkiye son vermemek; bir istekte bulunan kişiyi yanından uzaklaştırmak.
Yapılması zor bir işi yapmaktan kendini kurtarmak...
Bir işi sık sık değiştirip verilmesi gereken önemde ele almamak, küçümsenir duruma getirip değerinden düşürmek.
"Ne biçim adamlarsınız siz, bu güzel işi çocuk...
Bir işi yapmak için korku, heyecan, telâş, şaşkınlık içinde sağa sola koşmak, çare aramak.
"Kadıncağız haberi alır almaz odanın içinde dört dönmeye başladı."
Eksiklikleri düzeltmek, onarmak; denetlemek için pek çok şeyi ele alıp yoklamak, gözden geçirmek.
"Yaptığın işi bir daha elden geçir."
Bir şeyi ele geçirmek isteğinde olmak.
"Komşusunun tarlasına göz dikti."
Değerli bir şeyi bedavadan, emek sarf etmeden ele geçirmek.
Bir makamı, işi ya da iktidarı ele geçirme çekişmesi.
"Seçimler yaklaştı, post kavgası da başladı."
Hiç beklenmedik bir kazanç sağlama imkânını ele geçirmek.
Yakalanmak, kaçamayarak ele geçmek.
"Mahallenin hırsızı sonunda yakayı ele verdi."