Arabası düze çıkarmak
İşindeki güçlükleri yenmek, işini yoluna koymak.
Müslümanlık davası yoluna (iş yapmak).
İşindeki güçlükleri yenmek, işini yoluna koymak.
Acımasızca, tekmelerle kıyasıya dövmek.
Bir şeyi küçük görerek ondan faydalanma yoluna gitmemek, o şeyi tepmek.
"Önüne serilen bütün nimetleri ayağının altına...
Bu güç işi yoluna koymak için düşünüp taşınıyor, bir çözüm yolu bulamıyorum.
Ölüm korkusundan kaynaklanan güçlü bir tepkiyle (bir eylem yapmak).
Fiyatı birilerinin verdiğinden az vermek, fiyatı düşürmek.
"Müteahhitlerden ikisi anlaşarak ihalede fiyat kırma yoluna gittiler."
Bir süredir yaptığı işi elinden gitmek, görevini yitirmek.
"Haydi canım, yoluna git de patronunla kavga etme; yoksa işinden olacaksın."
Olabildiğince, yapabildiği kadar.
"Zararınızı mümkün mertebe karşılama yoluna gideceğimizden emin olun lütfen."
Yoluna girmiş, bitmek üzere olan bir işi bozmak ya da aksatmak.
"Pişmiş aşa su katabilir, onu buraya sokmayın."
Bozulmuş, düzensiz hâle gelmiş bir işi yoluna koymak, iyi duruma getirmek.
Karşılamaya gitmek.
Yolda karşısına çıkmak.
"Bütün kasaba halkı yeni gelen kaymakamın yoluna çıkmıştı."
Bir işi olumlu bir duruma sokmak, istenilen şekle getirmek.
"İşlerini kısa zamanda yoluna koymayı başardı."
(Uydu) istenilen yerde ve yönde hareket eder olmak.
Bir iş yoluna girmek, rayına oturmak.