Açmaza getirmek
Bir kimseyi içinden çıkamayacağı bir duruma sokmak.
Büyüklenen kimseyi sert eylemlerle hırpalayarak artık büyüklenemez duruma getirmek.
Bir kimseyi içinden çıkamayacağı bir duruma sokmak.
Yetiştirip, eğitip topluma yararlı bir duruma getirmek.
Bir kişi yetişip topluma yararlı duruma gelmek.
İşe yaramayan bir şey onarılıp işe yarar duruma gelmek.
Yetişip topluma yararlı duruma gelmek.
İşe yaramayan bir şey onarılıp işe yarar duruma gelmek.
Yetişip topluma yararlı bir kişi olması için uzun zaman gerek.
Sert söz ve davranışlarla karşılık vererek bir kimseyi yaptığına pişman etmek.
"Demek öyle, ben de senin ağzının payını vermezsem bana da Hasan demesinler!"
Çok şaşırtmak, düşünemeyecek duruma getirmek.
"Gördüğü ev aklını başından aldı."
Alt yüzünü üste çevirmek, altını üstüne getirmek.
Karmakarışık duruma getirmek.
Bir yere gitmez, uğramaz olmak.
Birini bir yere artık uğramaz duruma getirmek.
"Öyle korkutun ki o adamın ayağı kesilsin bu meyhaneden?"
Bir yığın gereksiz sözlerle bir kimseyi sıkıp yormak.
Bir iş, bir kimseyi rahatsız edip uğraştırmak.
Gereksiz sözlerle birini bunaltmak.
Bir iş için birini...
Birini bir şey yapamaz duruma getirmek.
Bir işin en güç tarafını yapmak.
"Tarlanın ortasından şu tümseği de kaldırdık mı işin belini kırmış sayılırız, artık...
Kişiyi kendi görüş ve düşüncelerinden ayırıp başka bir görüş ve düşünceyi benimser duruma getirmek.
Bir insanı, kendine özgü düşünce ve dünya görüşüne...
Çok istenen bir şeye kavuşup, artık istemez duruma gelmek.
"Sanırım şimdi gözün doymuştur, daha istemezsin artık."