Al takke ver külâh
Bir mesele üzerinde uzun çekişmelerden sonra.
Senli benli, samimî dostluğu sürdürerek.
"Al takke ver külâh yıllarca yaptık bu işi."
Buraya aradaki soğukluğu gidermeye, dostluğu pekiştirmeye geldik. Ziyaretimiz anlaşmazlığı artırmamalı.
Bir mesele üzerinde uzun çekişmelerden sonra.
Senli benli, samimî dostluğu sürdürerek.
"Al takke ver külâh yıllarca yaptık bu işi."
Çok eziyet çekmek, sıkıntıya katlanmak, bitkin duruma düşmek.
"Onu buraya getirinceye kadar anam ağladı."
İki kişi arasındaki iyi ilişkiyi, dostluğu, arkadaşlığı yıkmak.
"Kim ki ara bozar, o toplumun yüz karasıdır."
Anlaşmazlığa neden olmak, dostluğu bozmak, insanları birbirine düşürmek.
Aradaki dargınlığı kaldırarak barışmak, dostluğu yenileyip görüşmeye başlamak.
Aradaki uzaklık boyunca gitmek.
Bir şuraya bir buraya, çeşitli yönlere.
Zorlu bir kavgaya tutuşmak, ya da kavga edecek hâle gelmek.
"Senin o dilin yüzünden adamla boğaz boğaza geldik."
Elinde her imkân varken kötülük yapmamak, affetmek, iyi davranmak.
"İstese büyüklük göstermeyip onu buraya bir daha sokmazdı, erkek adammış."
Bir zorluğa dayanmak, karşı koymak.
"Bu güne birçok zorluklara göğüs gererek geldik."
Bağlı bulunduğu yer ya da kişi ile ilişkisini kesmek, aradaki anlaşmazlığı artırmak.
Aradaki anlaşmazlığı zora başvurarak, üstün olan güce dayandırarak çözümlemek, sona erdirmek.
"Onunla kozunu paylaşmaya can atıyordu."