Açıklar livası
İşinden ayrılmış, ya da atılmış kişi.
Bağlı bulunduğu yer ya da kişi ile ilişkisini kesmek, aradaki anlaşmazlığı artırmak.
İşinden ayrılmış, ya da atılmış kişi.
Herhangi bir iş için gereken yetenekli, işe yarar kimselerin bulunmadığı ya da az bulunduğu yerde ve zamanda.
Bir kimsenin adı bir kez iyi ya da bir kez kötü tanındıktan sonra, bu genel kanı kolay kolay değişmez, kişi bir konu ünlendi mi o ün sürüp gider.
Sevilen birinin ölümü ya da toplumca uğranılan bir acı dolayısıyla ağıt özelliği taşıyan bir şiir yazmak ya da böyle olaylarla ilgili olarak ağıt söylemek.
Kullanabileceğimiz kişi, ya da şey, yalnız o değil ya!
Yararlanılacak şeyde kendisine ortak ya da rakip olacak kimseler ortadan çekilmek.
Yararlanılacak şeyde kendisine ortak ya da rakip olacak kimseler ortadan...
Bir iş ya da konu üzerinde kuşku uyandıracak söz söylemek.
"Lütfen sus, ortaya bir balgam atıp da insanı huzursuz etme."
Kişi ya da şey, durumlarının değiştirilmesi için fark etmez. Yeğlenecek tutumu başkaları düşünsün.
Büyük bir sıkıntı ya da ölüm tehlikesi ile karşılaştığından başkalarıyla uğraşmaktan vazgeçip içinde bulunduğu duruma çare aramak.
Misafiri karşılayarak içeri almak,
"buyurun" diyerek saygı ile yer göstermek ya da sofraya çağırmak.
"Misafirleri büyük bir şevkle buyur etti."
Alacağını ödeyip ilişkisini kesmek.
Cezalandırmak, vücudunu ortadan kaldırmak ya da öldürmek.
"Çabuk şu adamın hesabını görün!"
Bir yemeğe tuz ya da biber dökmek.
Bir üzüntünün acısını, bir kusurun ağırlığını daha da artırmak.
"İyi yaptın sanki, o günleri hatırlatarak tuz biber ektin...