Abayı sermek
Bir yere teklifsizce yerleşmek.
Sırtı yere gelecek biçimde.
Bir yere teklifsizce yerleşmek.
Bir konunun herkesçe izlenebilecek biçimde birkaç kişi arasında tartışıldığı toplantı.
Elindeki fırsatı kaçırdıktan sonra boş yere bir şeyler elde etmeyi ummak.
Umduğunu elde edememek, fırsatı kaçırdıktan sonra boş yere beklemek.
"Evi o zaman...
Soğuktan muhafaza edecek biçimde giyinmiş, iyi giyinmiş olan.
Güçlü bir kimseye ya da yere güvenen.
"Ona göre hava hoş, çünkü karnı tok, sırtı pek nasıl olsa!"
Nikah kıyılmadan önce, evlenecek kimselerin durumunu (ya da başka bir konuyu) yazılı olarak, herkesin görebileceği yere asmak.
Evlenecek kimselerin nikâhtan...
Bir yere gitmez, uğramaz olmak.
Birini bir yere artık uğramaz duruma getirmek.
"Öyle korkutun ki o adamın ayağı kesilsin bu meyhaneden?"
Sıkıntılı bir yerden kurtulup rahat edeceği bir yere kavuşmak; uygun bir yere yerleşmek, işe girmek.
"Evimize kapağı attık mı tamam, gel keyfim gel o zaman."
Birine iftira etmek, leke sürmek, haksız yere suçlamak.
"Kadıncağıza yok yere kara çaldılar."
"Takip edilen yol yanlıştır, bu yolla bir yere gidilemez, sonuç alınamaz, bir yere kadar gidilir ama daha fazla gidilemez" anlamında kullanılır.
Mağlubiyeti kabul etmek, başkasının üstünlüğüne boyun eğmek.
"Yenileceğini anlayınca sırtı yere gelmeden pes dedi."
Güçlü bir yere veya birine güvenmek.
Bir yere dayanmak ya da yaslanmak.
"Sırtını babasına dayamış atıp tutuyor, her dilediğini yapıyor."
Üstün gelmek.
Güreşte rakibi sırt üstü yere yatırarak yenmek.
"Onun sırtını kimse kolay kolay yere getiremez."