Acısı içine çökmek
Bir şey için çok derin bir üzüntü duymak, bir şeyin acısını çok içinde duyumsamak.
Aptes bozma gereksemesi duymak.
Bir şey için çok derin bir üzüntü duymak, bir şeyin acısını çok içinde duyumsamak.
Senden yararlanmam, bu yüzden uğradığım zarara değmedi. Yararlanmadan vazgeçiyorum; zarar etmeyeyim, yeter.
"Aldığı aptes ürküttüğü kurbağaya değmemek."
Gebe kadın, kimi yemeklerden tiksinmek, kimi şeyleri yemek için aşırı istek duymak.
Oldukça fazla mutluluk duymak.
Dimdik duran, yürüyen kimsenin durumu.
"Baston yutmuş gibi ortalıkta dolaşıp da asabımı bozma!"
Yapacağı işten dolayı canına kıyılacağından ya da büyük bir cezaya çarptırılacağından korkmak.
Hayatından kaygı duymak, cezalandırılmaktan korkmak.
"Düşman...
Çok pişmanlık duymak.
Çok acı duymak (maddî).
Çok üzülmek.
"Soğuktan burnumun direği sızladı."
Bir şeyi istemek, istek duymak, çok arzulamak.
"Şimdi o yeşil eriklerden olsa da yesek, öyle de canım çekti ki."
Birine karşı büyük ölçüde sevgi duymak, birinden çok hoşlanmak.
"Öyle ki o yavrucağı canımın içine sokacağım geliyor!"
Yapacak işi olmadığından içinde bir sıkıntı duymak.
Bir olaya üzülmek.
Bir kimseye öfkelenmek.
Fizikî bir acı duymak.
Bir işte zarar görmek, manevî bir üzüntü duymak.
"Canını yakmadan ver o elindekini bana!"