Ateş basmak
Aşırı ölçüde sıkılmak, heyecanlanmak, utanmak sonucu vücutta sıcaklığın artması, yüzün kızarması.
"O nadide, paha biçilmez vazoyu kırınca bedenini birden bire...
Heyecanlanmak.
"Tekne sallandıkça yüreği kalkıyordu."
Aşırı ölçüde sıkılmak, heyecanlanmak, utanmak sonucu vücutta sıcaklığın artması, yüzün kızarması.
"O nadide, paha biçilmez vazoyu kırınca bedenini birden bire...
Çok telâşlanmak, heyecanlanmak.
"Babasını parkta göremeyince etekleri tutuşmaya başladı, yoksa gelmeyecek miydi?"
Çok heyecanlanmak, coşkunluk duymak ve sevincini belli etmekten kendini alamamak.
"Annemi karşımda görünce ne yapacağımı şaşırdım, içim içime sığmıyordu, koşup...
Midesi bulanmak.
Duygulanıp heyecanlanmak.
Taşkın bir ağlama duygusu içinde olmak.
"Ne berbat bir koku, içimiz kabarmadan kalkalım buradan."
Heyecanlanmak, aceleci olmak.
Birden bire çok korkmak, kalbi yerinden fırlayacakmış gibi hızlı hızlı atmak.
"Karanlık ve ıssız sokakta yürürken bir çığlık duydu, yüreği ağzına geldi o an."
Çok acımak, içi sızlamak.
"Eşinin o hâlini görünce yüreği cız etti."
Korku ve kaygı duyup merak etmek, bu sebeple tedirgin olmak.
Yüreği hızlı vurmak.
Çok acı duymak, acısına katlanamamak.
"Ailesinin son ferdini de kaybedince yüreği dayanmadı ihtiyar kadının, yatağa düştü."
Bir olay karşısında birdenbire korkup heyecanlanmak.
Yüreği yanmak, belli bir sebep sonucu büyük bir acı duymak, çok üzülmek.
"Kim ki başkasının uğradığı felâket onun yüreğine od düşürür, işte adam odur."
Korkusuz, yürekli, çok cesaretli.
Yüreği katı.
"Onca insanla baş etmeyi göze alıyor, yüreği pek bir insanmış demek ki."