Arkasını sıvamak
İltifat etmek, okşamak, övmek, birisini bu yolları kullanarak bir işe sevk etmek.
"Arkasını sıvayarak yaptırıyorum her işi bu çocuğa."
Beğenmeyerek, kötü niyetle, düşmanca bakmak.
"Bu adamın her gün yan bakması artık canıma yetti!"
İltifat etmek, okşamak, övmek, birisini bu yolları kullanarak bir işe sevk etmek.
"Arkasını sıvayarak yaptırıyorum her işi bu çocuğa."
Bir yere gitmez, uğramaz olmak.
Birini bir yere artık uğramaz duruma getirmek.
"Öyle korkutun ki o adamın ayağı kesilsin bu meyhaneden?"
Size güzel bir şey sunamıyorum; ama elimden ancak bu kadarı geliyor.
Bu işi yarım yamalak yapıyorum; ama elimden ancak bu kadarı geliyor.
Sonunu düşünmeyerek, hatta sonucun kötü olduğunu bildiği hâlde hesapsız, batarcasına bir yol tutmak; felâkete doğru gitmek.
"Bu baştan kara gittiğin hayata...
Durum kötü. Düzelmez de. Bıraktım ipin ucunu.
"İşlerin kötü gittiğine, düzelmeyeceğine, bu konuda da umut kalmadığına göre artık istenildiği gibi...
Kötü karşılamak, utanç verici bulmak, ayıp saymak.
Ayıp saymak, kötü karşılamak, kendisine yedirememek.
"Senin yaptığın iş adamın çok betine gitti."
Çekilen sıkıntı artık katlanamayacak bir hâl almak.
"Bıçak kemiğe dayandı, artık bu yerde duramam."
Her gün elime ne geçerse harcar, günümü gün ederim. Yarın düşünmem.
Bezmek, bıkmak, bir zorluğa dayanamayacak duruma gelmek.
"Canıma yetti artık bu işi yapmayacağım."
Hemen her işte parmağı vardır.
Her işten anlar, her işe karışır ya da her işten anladığı izlenimi verir.
Kötü niyetle, düşmanca bakmak.
Düşmanca, kötü niyetle bakmak.