Ali'nin külâhını Veli`ye, Veli`nin külâhını Ali`ye giydirmek
Kendi sermayesi olmadığı hâlde, birinden aldığını ötekine, ötekinden aldığını bir başkasına vererek işini yürütmek.
Varlıklı olduğu hâlde doymayan, ihtiyacı olmadığı hâlde aç gözlülük eden, her gördüğüne sahip olmak isteyen.
Kendi sermayesi olmadığı hâlde, birinden aldığını ötekine, ötekinden aldığını bir başkasına vererek işini yürütmek.
Aralarında her bakımdan çok büyük ayrımlar olmak, benzer yönleri pek az olmak.
Uydurma olmak, yalan olmak, gerçek olmamak, doğru olmamak, asılsız olmak.
Önde görünmek, her şeyde söz sahibi olmak, her şeyi kendi düşüncesine uydurmak, hep dediğini yaptırmak çabası ve tutkusu.
"Benlik dâvası güden insanlar bir...
İşi başından aşkın olduğu için gözü hiçbir şey görmemek, çok öfkelenmiş olmak.
"Adam burnundan soluyor, sakın üstüne gitme, yoksa konuştuğuna pişman...
Üzerine vazife olmadığı, gerekmediği hâlde her işe karışmak.
"Sen de her işe burnunu sokmaktan geri durmazsın!"
İhtiyacı olduğu hâlde arayıp da bulamadığı şeylerden saymak.
"Yalnızca su mu? Canıma minnet, çabuk ver."
Bir kenara çekilip toplum ile ilişkisini kesmek, toplumun yaşayışına karışmaz olmak, daha çok ibadetle meşgul olmak ve dünya işleriyle ilgilenmez olmak.
"Bizim...
Hemen her işte parmağı vardır.
Her işten anlar, her işe karışır ya da her işten anladığı izlenimi verir.
Bir malı hakkı olmadığı hâlde kendisininmiş gibi göstermek veya saymak.
Bir mala, bir değer karşılığında sahip olmak.
"O tarlayı kendisine mal etmesine göz...
Onu inciten, onuruna dokunan söze dayanamayıp karşılık verir olmak.
"Bu sözleri kaldırmamı beklemiyordun her hâlde?"
Elinde her imkân olduğu hâlde bunlardan yararlanamamak, sıkıntıya düşmek.