Ağıt yakmak
Sevilen birinin ölümü ya da toplumca uğranılan bir acı dolayısıyla ağıt özelliği taşıyan bir şiir yazmak ya da böyle olaylarla ilgili olarak ağıt söylemek.
İçini dışına, altını üstüne getirmek ya da çevirmek.
"Gömleğin yakasını ters yüzü edip diktim."
Sevilen birinin ölümü ya da toplumca uğranılan bir acı dolayısıyla ağıt özelliği taşıyan bir şiir yazmak ya da böyle olaylarla ilgili olarak ağıt söylemek.
Bir şeyi bulmak için aramadık yer bırakmamak.
"Evin altını üstüne getirdik ama tabancayı bulamadık."
Söz ve davranışlarıyla çevreyi birbirine düşürmek,...
Alt yüzünü üste çevirmek, altını üstüne getirmek.
Karmakarışık duruma getirmek.
Kullanabileceğimiz kişi, ya da şey, yalnız o değil ya!
Küskün, üzgün ya da öfkelenmiş kimsenin somurtan yüzü.
Yararlanılacak şeyde kendisine ortak ya da rakip olacak kimseler ortadan çekilmek.
Yararlanılacak şeyde kendisine ortak ya da rakip olacak kimseler ortadan...
Çok tehlikeli, zarar verecek bir işin üstüne üstüne gitmek ya da böyle bir işe girişmek.
"Bırak o silâhı elinden! Ateşle oynadığının farkında mısın sen?"
Bir iş ya da konu üzerinde kuşku uyandıracak söz söylemek.
"Lütfen sus, ortaya bir balgam atıp da insanı huzursuz etme."
Evli ya da nişanlı olmak.
Serbest, özgür olmayan, bir yere bağımlı olan.
"Nihayet oğlanın da başını bağladık."
Başkalarının istemediği kimse ya da şey, kendisinin üstüne kalmak.
Hasta, ya da ne yaptığını bilmez duruma getirmek.
Farkında olmadan karşısındakini kıracak ya da kötü bir sonuca yol açacak söz söylemek, davranışta bulunmak.
"Onun da çam devirmede üstüne yok hani."