Ağız açtırmamak
Çok konuşarak başkalarının bir şey söylemesine fırsat vermemek.
Dinlenmesine fırsat vermemek, sıkıştırmak, rahat bırakmamak.
"Nefes aldırmadı bize, sabaha kadar çalıştırdı."
Çok konuşarak başkalarının bir şey söylemesine fırsat vermemek.
Bir işi başarmak uğrunda çok yorulmak, sonuca kadar çok zahmet çekmek.
"Seni buluncaya kadar akla karayı seçtim."
Göz açtırmamak, rahat bırakmamak.
Düşmanı acımayıp öldürmek, merhamet etmemek.
"Böyle kahpe insanlara sakın aman vermeyin!"
Başka bir şeyle ilgilenemeyecek kadar sıkıntılı, üzücü ve tehlikeli bir duruma çare bulmaya çalışmak.
"Adamın bize aldıracağı yok, baksana başının derdine...
Burnuna koklanamayacak kadar pis bir koku gelmek, böyle bir kokudan burnu görev yapamaz olmak.
Burnuna koklanamayacak kadar pis bir koku gelmek, böyle bir...
Oldukça huysuz olmak, kendisine hiç söz söyletmemek, kendisinin eleştirilmesine fırsat tanımamak, en küçük yergiye tahammül göstermemek.
"Amma da burnundan kıl...
Başıboş bırakmak, sıkı tuttuğu yönetimi gevşetmek.
"Yönetim, dizginleri salıverince insanlar rahat bir nefes aldılar."
Çıplak, üzerinde sadece don ve gömlek var denilecek kadar soyunmuş hâlde.
"Adamı, don gömlek kalacak kadar soydular."
Çıkar sağlamak, kötülük yapmak için fırsat kollayan kimse.
"Fırsat düşkünü insanlardan nefret ederim."
Baskı altında bulundurarak başka bir şeyle uğraşmasına fırsat vermemek.
"Çalışan işçilere hiç göz açtırmadı."
Sabahtan önce ölmek, sabaha kadar yaşayamamak.
"Hastanın durumu ağır, sabaha çıkacağını sanmıyorum."
Çok sıkı çalıştırmak, dinlenmesine fırsat vermemek.