Açığa çıkarılmak
Görevden almak. Gizli kalmış bir noksanlığı bulup ortaya koymak.
Ah ahısı gitmiş, of ofusu kalmış.
Görevden almak. Gizli kalmış bir noksanlığı bulup ortaya koymak.
Çok şey okumuş, her sorulana cevap veren, çok şey bilen, okudukları aklında kalmış kimse.
"Adam ayaklı kütüphaneydi sanki!"
Bir konuda yapacağı çok az şeyi olmak.
Dayanacak pek az gücü kalmak.
"Bir atımlık barutu kalmış, hâlâ ben yaparım o işi diyor."
Çok yaşlanmış olmak, yaşayacak çok az zamanı kalmış olmak.
"Dedemin bir ayağı çukurda, onu üzmeyin artık."
Birinin her istediğini hemen yerine getirmek.
"Ah benim tatlı çocuğum, bir sözümü iki etmez, hemen yapıverir."
Kuşkulu bir nokta, işin gizli kalmış, kötü ve aksak yönü.
"Bir bit yeniği var gibime geliyor bu işte, haydi hayırlısı."
İnsanda yaşama sevincini artırmak; insana neşe, heves ve iç gücü vermek.
"Ah o cana can katan yaylaya bir daha çıkabilsem."
"Dıştan görünüşü, herkesi imrendirecek kadar güzel ama içyüzü elverişsiz, kötü, sahibini üzücü" anlamında kullanılır.
"Ah bir bilseler işin iç yüzünü, dışı eli...
Bir malın satılmayıp geride kalan kısmı.
Harcanandan arta kalmış olmak.
"Şu kasadaki üzümler elde kaldı."
Hiçbir şey değişmemiş, eski durumda kalmış.
"Köy aynı, insanlar aynı, eski hamam eski tas."
Önemsiz, küçük bir şeyi büyütüp mesele çıkarmak.
"Söyle ona, habbeyi kubbe yapıp durmasın, ne olmuş çocuk biraz geç kalmış da!"
Çok zayıflamış, bir deri bir kemik kalmış olmak.
İnsanî niteliklerini yitirmek, insana yakışmayacak davranışlarda bulunmak.