Ağzının payını vermek
Sert söz ve davranışlarla karşılık vererek bir kimseyi yaptığına pişman etmek.
"Demek öyle, ben de senin ağzının payını vermezsem bana da Hasan demesinler!"
Bağırıp çağırarak, gürültü kopararak konu komşuyu rahatsız etmek, telâşlandırmak.
"Bağırıp durma öyle, mahalleyi ayağa kaldıracaksın."
Sert söz ve davranışlarla karşılık vererek bir kimseyi yaptığına pişman etmek.
"Demek öyle, ben de senin ağzının payını vermezsem bana da Hasan demesinler!"
İltifat etmek, okşamak, övmek, birisini bu yolları kullanarak bir işe sevk etmek.
"Arkasını sıvayarak yaptırıyorum her işi bu çocuğa."
Bir yeri bilerek yakıp yok etmek.
Aşırı ölçüde telâşlandırmak.
Bir toplumu, bir ülkeyi kargaşalık içine sürükleyerek yıkıma uğratmak.
"Dış güçler yerli...
"Ha öyle ha böyle, ikisi de bir; hangi yolu seçersek seçelim aynı sonuca varır" anlamında kullanılır.
Hangi yol yeğlenirse yeğlensin, aynı sonuca varıyor. Ha...
Sinir ve öfke nöbeti gelerek aşırı derece bağırıp çağırmak.
Ölmüş olan babanın ruhunu şad etmek için (bana şu iyiliği yap).
Birinden bir iyilik yapılması istenirken
"bu iyiliği, ölmüş olan babanın ruhunu hoşnut etmek...
Çok öfkelenmek, kızmak, sinirlenmek.
"Elektriği bağlanmayan adam barut kesilmiş, etrafa bağırıp duruyordu."
Çok gürültü yaparak, çok söyleyerek bir kimsenin başını döndürmek, bir kimseyi rahatsız etmek.
"Tepesinde havan dövmek."
Üst kattakiler gürültü yaparak alt kattakileri rahatsız etmek.
Bağırıp çağırmak, önemli bir nedeni olmadığı hâlde feryat etmek.
"Elinden şekeri alınınca yaygarayı bastı."
Rahatsız olduğunu, hoşnut olmadığını, öfke duyduğunu yüz ifadesiyle belli etmek.
"Haydi kalk, yüzünü ekşitme öyle, çok kalmayacağız onlarda."
Bağırıp çağırarak, yükseklerden atıp tutarak çıkışmak; kendini büyük göstererek kaba kuvvet gösterisinde bulunmak.