Aklı başından gitmek
Bayılmak.
Çok sevinçten ya da çok korkudan ne yapacağını şaşırmak.
Çok korkudan veya çok sevinçten ne yapacağını şaşırmak.
Kafası çok yorulmuş olduğundan iyi...
Çok şaşmak, hayrete düşmek, donakalmak, hiçbir şey söyleyemez hâle gelmek.
"Ne o dostum, küçük dilini mi yuttun?"
Bayılmak.
Çok sevinçten ya da çok korkudan ne yapacağını şaşırmak.
Çok korkudan veya çok sevinçten ne yapacağını şaşırmak.
Kafası çok yorulmuş olduğundan iyi...
Başarmak için çok sıkıntı çekmek, çok çaba sarf edip emek vermek.
"O yolu açıncaya kadar benim alnımın damarı çatladı, sen ne halt etmeye bozuyorsun?"
Çok yiğit, hiçbir şeyden korkmayan.
Yılmaz, hiçbir şeyden korkmayan, yiğit, kahraman,"Aslan yürekli Mehmetçik düşmanı çil yavrusu gibi dağıttı."
Hiçbir şeyde...
Çok şey okumuş, her sorulana cevap veren, çok şey bilen, okudukları aklında kalmış kimse.
"Adam ayaklı kütüphaneydi sanki!"
Bir parça, o kadar çok olmayan, oldukça.
"Az buçuk."
Ne az ne çok, oldukça.
Çok az, pek az (sıvı şeyler için söylenir).
Çok küçük (çocuklar için söylenir).
"Bir damla su kaldı, ne yapacağız su gelmezse."
İşi başından aşkın olduğu için gözü hiçbir şey görmemek, çok öfkelenmiş olmak.
"Adam burnundan soluyor, sakın üstüne gitme, yoksa konuştuğuna pişman...
Çok nazlı olmak, evde hiçbir iş yapmamak, zor işlerden kaçınmak.
"Ne kadınmış o da, elini sıcak sudan soğuk suya soktuğunu görmedim daha!"
O anda kafası çok yorgun olmak.
Başka şeyler düşündüğünden, o anda konuşulana hemen intibak edememek.
"Kusura bakmayın, ne söylediğinizi anlayamadım, kafam...
Ne zengin ne yoksul, ne iyi ne kötü, ne çirkin ne güzel.
"Onlar orta hâlli bir ailedirler."
Henüz meme emen kuzu.
Çok küçük bebek, yavru, korunması gereken küçük çocuk.
Çok nazlı, el bebek gül bebek büyütülmüş kimse.
"Daha süt kuzusu o, nasıl kıyılıp...
Çok karanlık duruma gelmek.
Yaşanılan yer çok sıkıntı verici, yaşanılamayacak derecede kötü hâle gelmek.