Acı çekmek
Uzun süre acı, üzüntü içinde bulunmak.
Yapılan yanlış işin doğurduğu sıkıntı ve üzüntü içinde bulunmak.
Uzun süre acı, üzüntü içinde bulunmak.
İnanç ve ibadette birbirlerinden ayrılmayan ve bu kardeşliği ahirette de sürdüreceklerini düşünen kadınlar.
Dünya ve ahiret işlerinde birbirlerinden ayrılmayan...
Sıkıntı, üzüntü ve tedirginlik verici olduğunu sonradan anladığı bir işe kendi isteği ile girmiş bulunmak.
"Nereden girdim bu inşaat işine, durup dururken...
Büyük üzüntü içinde bırakmak ve bir şey yapamaz duruma getirmek.
Kişiyi kendi görüş ve düşüncelerinden ayırıp başka bir görüş ve düşünceyi benimser duruma getirmek.
Bir insanı, kendine özgü düşünce ve dünya görüşüne...
Dalgın ve dikkatsiz bulunmak.
Söylenmemesi gereken, sakıncalı bir sözü, işin sonunu düşünmeden söyleyivermek.
"Boş bulunup da sakın söz verme, biliyorsun...
Bir acı, üzüntü, sıkıntı ve istek karşısında direnme gücü kalmamak; dayanıklılığı yitirmek.
"Yıllarca uğraşıp didinip yaptığı ev bir anda kül oldu, buna can mı...
Kişilerin ses ve davranışlarını o anda ve doğrudan doğruya veren radyo ve televizyon yayını.
"Parti temsilcileri bu akşam televizyonda canlı yayında...
İnsana yakışmayan; olgunluğa, yaşa uygun düşmeyen yersiz ve kaba davranışlarda bulunmak.
"Bir çiğlik edip de toplantıyı berbat edecek diye ödüm...
Üzüntü, eziyet, acı ve sıkıntı içinde yaşamak.
"Annen seni büyütünceye kadar ne çileler çekti biliyor musun?"
Bir işi güçlükle ve sıkıntı içinde sonuca ulaştırmak.
Merakla, heyecanla, sabırsızlıkla, sıkıntı çekerek beklemek.
"İşe geç kalmıştı, yeni araba gelinceye...
Çok korkmak, heyecan içinde bulunup terlemek, korku ve bunalım içinde olmak.
"Köprüden geçerken ecel terleri döktüler."