A köse, sayılmadık kaç tel sakalın var?
Pek önemsiz olan varlığını, uğraşı alanını, ne denli önemli gösteriyor, ne denli güç başarılır bir iş sayıyorsun.
Olup bitenleri çabuk haber alan, hemen her şeyden haberi olan.
"Hasan mı, ne kulağı delik adamdır o, ne öğreneceksen ona sor."
Pek önemsiz olan varlığını, uğraşı alanını, ne denli önemli gösteriyor, ne denli güç başarılır bir iş sayıyorsun.
Evde ne yemek varsa
Elimize (elinize) ne geçerse, ne kazanabilirsek.
Bir parça, o kadar çok olmayan, oldukça.
"Az buçuk."
Ne az ne çok, oldukça.
Ne şişman, ne zayıf; biçimli, kilosu yerinde olan.
İmkânları, parası az.
Çelimsiz, zayıf, küçük.
"Ona baskı yapma, zavallının eti ne butu ne?"
Hemen her işte parmağı vardır.
Her işten anlar, her işe karışır ya da her işten anladığı izlenimi verir.
O anda kafası çok yorgun olmak.
Başka şeyler düşündüğünden, o anda konuşulana hemen intibak edememek.
"Kusura bakmayın, ne söylediğinizi anlayamadım, kafam...
Ne zararı var.
Bir sonuç vermez.
Ne fayda, ne zarar umulur.
"Biraz sert konuşmuşsam, ne çıkar bundan?"
Her ihtimale karşı, ne olacağı belli değil.
"Şemsiyeni al, ne olur ne olmaz, yağmura yakalanabilirsin."
Ne zengin ne yoksul, ne iyi ne kötü, ne çirkin ne güzel.
"Onlar orta hâlli bir ailedirler."
Ne var ne yok hepsini söylemek, arka arkaya sıralamak.
"Ne sözler sayıp döktü ama kimse anlamadı."
Ne iyi ne kötü, orta derecede.
Hemen hemen, aşağı yukarı, yaklaşık olarak.
"Şöyle böyle üç yıl oldu onunla görüşemedik."