Açlıktan ölmeyecek kadar
Pek az bir şey, gereğinden az.
Deneyimi az, toy acemi.
"Dünkü çocukların aklına ihtiyacım yok benim."
Pek az bir şey, gereğinden az.
Çok az konuşur, sessiz, kimseye karşılık vermez.
Oldukça sessiz, sakin, kendi hâlinde.
Konuşmayıp susan, derdini anlatmayan.
"Telâşlanma sakın, ağzı var dili...
Başkasına bir şeyler vermesi gereken kişi, az az verip sayıyı çoğaltarak çok şey veriyormuş gibi görünmek istiyor. Ama alan da bunlardan birkaçını birleştirip...
Bir parça, o kadar çok olmayan, oldukça.
"Az buçuk."
Ne az ne çok, oldukça.
"Az kalsın."
Neredeyse, hemen hemen, az kalsın.
Bir sorun üzerine oy verenler, sayıca, karşı düşünceye oy verenlerden daha az çıkmak.
Bir oyalamada, karşı düşünceye oy verenler sayıca az çıkmak.
Az sonra, hemen hemen, olmak üzereydi ki (olacaktı, ama olmadı).
"Nerede ise".
Neredeyse, az daha
Aklına koyduğu şeyi yapmak amacıyla, o an bulunduğu yerden kimseye danışmadan ayrılmak.
"Öyle her aklına estiğinde basıp gidemezsin buradan."
Çok az fark olarak, kararlaştırılmak istenen sayıdan, ölçüden bir miktar az veya çok olarak.
"Beş aşağı beş yukarı bir kg. çeker bu tavuk."
Bir konuda yapacağı çok az şeyi olmak.
Dayanacak pek az gücü kalmak.
"Bir atımlık barutu kalmış, hâlâ ben yaparım o işi diyor."
Çok az, pek az (sıvı şeyler için söylenir).
Çok küçük (çocuklar için söylenir).
"Bir damla su kaldı, ne yapacağız su gelmezse."
Az bir farkla, az fazla ya da az eksik olmak üzere, yaklaşık olarak.
"Üç aşağı beş yukarı anlaşırız, merak etme."