Ağzını kapamak
Susmak.
Çıkarının elden gideceğini düşünerek birinin konuşmasını önlemek.
"Ağzını kapatamazsak konuşup bizi elâleme rezil edecek."
Soğukkanlılığını yitirme, sabırlı davran, ağırbaşlığı elden bırakma.
Susmak.
Çıkarının elden gideceğini düşünerek birinin konuşmasını önlemek.
"Ağzını kapatamazsak konuşup bizi elâleme rezil edecek."
Heder olmak, işe yaramaz duruma gelmek.
Karışıklıkta elden çıkmak ya da telef olmak.
Bir yerin çok temiz, pırıl pırıl olduğunu anlatmak için kullanılır.
"Odayı öyle elden geçirmiş ki bal dök de yala!"
Bir kişiyi ya da bir şeyi denetimsiz, kendi haline bırakmak.
Denetimsiz, yalnız ve serbest bırakmak.
"Bu çocuğun başını boş bırakma, yoksa başı belâya girecek."
Elden çıkanın önemi yok. Kendisi sağ ya yeter.
Yaşlılık, hastalık sebebiyle iş yapamaz, yürüyemez, kendi işini göremez duruma gelmek.
"Allah kimseyi elden ayaktan düşürmesin."
Malı olmaktan çıkmak.
"O arsa elden çıktığı için üzüldüm."
Az kullanılmış.
"Elden düşme bir araba aldı."
Pek çok kişi tarafından kullanılmak, bir çok sahip eline geçmek.
"Elden ele dolaşan atı nihayet geri almayı başardı."
Eksiklikleri düzeltmek, onarmak; denetlemek için pek çok şeyi ele alıp yoklamak, gözden geçirmek.
"Yaptığın işi bir daha elden geçir."
Bir şeyi yitirmek, ondan yoksun kalmak.
"Bütün mal mülk bir hiç uğruna elden gitti."
Yoksulları koruyup gözeten, onlara yardım elini uzatan, elden geldiğince yardım etmeyi seven kimse.