Ağır iş
Yapılması zor iş, güç iş , zahmetli iş.
Birbirine benzemeyen birçok iş, düşünce değiştirmek.
Yapılması zor iş, güç iş , zahmetli iş.
Akıllı, dengeli ve ölçülü bir kişinin yapacağı iş olmamak.
"Akıl kârımı şimdi senin yaptığın bu iş?"
Olmayacak, gerçekleşmeyecek bir iş uğrunda boşuna çaba sarf etmek.
"Desene boşuna kürek çekmişiz, olmayacak bu iş."
Uygunsuz iş yapmak; birbirini tamamlayan, birbirine uyan unsurları ters kullanmak; kişilere işlerine yaramayan şeyi, ilgili olmadıkları görevi vermek.
Yürürken herhangi bir sebepten ötürü ayakları birbirine takılmak, sendelemek.
"Korkusundan zavallının ayakları birbirine dolaştı."
İş yapmakta olan bir kimsenin çok yakınında, ayakları arasında gezerek onun iş yapmasını güçleştirmek.
Yaptığın iş, söylediğin söz çok yerinde. Ben de öyle düşünüyordum.
"Yaptığın iş, söylediğin söz çok yerinde; Allah senden razı olsun" anlamında hoşnutluk,...
Bir yığın gereksiz sözlerle bir kimseyi sıkıp yormak.
Bir iş, bir kimseyi rahatsız edip uğraştırmak.
Gereksiz sözlerle birini bunaltmak.
Bir iş için birini...
Aralarında çıkan anlaşmazlık kavgaya dönüşmek, çarpışmak, saldırmak.
Bir kaza sonucu araçların birbirine çarpması.
"Su yüzünden sokak sakinleri birbirine...
Sık sık düşünce, iş ya da tutum değiştirmek.
"Bir dalda dursaydı başına bu iş gelmeyecekti."
Başlayan bir işin birbirine bağlı diğer bölümlerinin kolaylıkla halledilmesi.
"Hele bir başla sen, bak nasıl çorap söküğü gibi gidecek iş."
Birbirinden farklı birçok işle uğraşmak, birçok ilişkisi bulunmak, gizli ilişkileri olmak.
"Ne iş yaptığı belli değil, kırk tarakta bezi var adamın.