Ağır iş
Yapılması zor iş, güç iş , zahmetli iş.
Birbirinden farklı birçok işle uğraşmak, birçok ilişkisi bulunmak, gizli ilişkileri olmak.
"Ne iş yaptığı belli değil, kırk tarakta bezi var adamın.
Yapılması zor iş, güç iş , zahmetli iş.
İş yapabilecek güçte olmak, bedenî gücü var olmak.
"Çok şükür şimdilik elimiz ayağımız tutuyor."
Bir yerde kendisi bulunmak, var olmak.
Bir yere hemen gidecek, bir şeyi anında yapacak durumda olmak.
"Yarınki toplantıda sen de hazır bulunmalısın."
Kimsenin sezemeyeceği biçimde gizli bir iş çevirmek, uygunsuz işler yapmak.
"Onun ne biçim bir insan olduğunu bana sorun; o, karda gezer izini belli etmez...
İstediği iş olmadı diye gizli gizli üzülmek, kaygı duymak.
"Kendi kendimi yedim bitirdim bu iş yüzünden."
Kendisinden yapılması istenen işi, birçok ricadan, birçok ısrardan sonra yapmayı kabul etmek.
"Kendini ağır satmakla adam olduğunu mu kanıtlayacak?"
Ne zararı var.
Bir sonuç vermez.
Ne fayda, ne zarar umulur.
"Biraz sert konuşmuşsam, ne çıkar bundan?"
Her ihtimale karşı, ne olacağı belli değil.
"Şemsiyeni al, ne olur ne olmaz, yağmura yakalanabilirsin."
Hoşa gidecek, zevk alınacak, beğenilecek bir şey değil.
"Ne tadı var ne tuzu yaptığım işin."
Ne zengin ne yoksul, ne iyi ne kötü, ne çirkin ne güzel.
"Onlar orta hâlli bir ailedirler."
Ne var ne yok hepsini söylemek, arka arkaya sıralamak.
"Ne sözler sayıp döktü ama kimse anlamadı."
Senli benli olmak ve birbirinden çekineceği kalmamak, aradaki mesafe kalkmış olmak, lâubalileşmiş olmak.
"İyice yüz göz olduk, beni artık dinlemiyorlar."