Akla karayı seçmek
Bir işi başarmak uğrunda çok yorulmak, sonuca kadar çok zahmet çekmek.
"Seni buluncaya kadar akla karayı seçtim."
Çok yorulmuş olmak; kımıldayamayacak kadar bitkin, güçsüz düşmek.
Bir işi başarmak uğrunda çok yorulmak, sonuca kadar çok zahmet çekmek.
"Seni buluncaya kadar akla karayı seçtim."
Bayılmak.
Çok sevinçten ya da çok korkudan ne yapacağını şaşırmak.
Çok korkudan veya çok sevinçten ne yapacağını şaşırmak.
Kafası çok yorulmuş olduğundan iyi...
Başarmak için çok sıkıntı çekmek, çok çaba sarf edip emek vermek.
"O yolu açıncaya kadar benim alnımın damarı çatladı, sen ne halt etmeye bozuyorsun?"
Çok eziyet çekmek, sıkıntıya katlanmak, bitkin duruma düşmek.
"Onu buraya getirinceye kadar anam ağladı."
Bir parça, o kadar çok olmayan, oldukça.
"Az buçuk."
Ne az ne çok, oldukça.
Çok fazla kibirli, herkese yukarıdan bakar (olmak).
"İyi ki bir araba aldı, burnu Kaf dağında bir adam olup çıktı."
Çok kibirli, herkese çok yukarıdan bakar...
Çok özler, çok arar, çok ister olmak.
Ölmek.
Çok yorulmak.
Çok yıpranmak.
"Onu razı edinceye kadar canım çıktı."
Kurumundan büyüklenmesinden, yanına yaklaşamaz olmak.
Çok kibirli, kurumlu olmak; büyüklük taslamak, gösteriş yapmak.
"Adamın çalımından geçilmiyor, ona laf...
Çok zayıf, bitkin, güçsüz düşmüş kişi.
Çok kurnaz ve açıkgöz olmak; bilinmesi, hatırlanması güç şeyleri bilmek; pek çok şeyden haberdar olmak.
"O ne tilkidir bilemezsin, şeytanın yattığı yeri bile...
Haddinden fazla yemek, çok yemek, mideyi rahatsız edecek kadar çok yemek.
"Doymaz çocuk, tıka basa doldurdu karnını."