Adam evladı
İyi bir ailenin iyi yetiştirilmiş, görgülü, iyi eğitilmiş çocuğu.
Dalkavukluk etmek, övmek, pohpohlamak.
"Öğrenci öğretmenine yağ çekiyor, gözünün içine bakıyor, bu şekilde iyi not alacağını sanıyordu."
İyi bir ailenin iyi yetiştirilmiş, görgülü, iyi eğitilmiş çocuğu.
Bir kimsenin adı bir kez iyi ya da bir kez kötü tanındıktan sonra, bu genel kanı kolay kolay değişmez, kişi bir konu ünlendi mi o ün sürüp gider.
Bir topluluk içinde dirlik düzenlik, iyi geçinme.
Bir topluluk içindeki dirlik düzenlik, iyi geçinme durumu.
Birinin söylediklerini zevkle ve dikkatle dinlemek, bu sözlere uymak.
Konuşan bir kimseyi seve seve ve dikkatlice dinlemek.
"Konuşması onları öyle sarmıştı ki...
Olmayacak, gerçekleşmeyecek bir iş uğrunda boşuna çaba sarf etmek.
"Desene boşuna kürek çekmişiz, olmayacak bu iş."
İltifat etmek, okşamak, övmek, birisini bu yolları kullanarak bir işe sevk etmek.
"Arkasını sıvayarak yaptırıyorum her işi bu çocuğa."
Size güzel bir şey sunamıyorum; ama elimden ancak bu kadarı geliyor.
Bu işi yarım yamalak yapıyorum; ama elimden ancak bu kadarı geliyor.
Ölmüş olan babanın ruhunu şad etmek için (bana şu iyiliği yap).
Birinden bir iyilik yapılması istenirken
"bu iyiliği, ölmüş olan babanın ruhunu hoşnut etmek...
Bir kimseye büyük bir zarar vermek, kötülük etmek.
İyi bir şeyi kötü hâle getirmek, heder etmek, harcamak.
"Yeni aldığım oyuncağın canına okudu bir günde."
Verilen emri yapmak üzere işaret beklemek, işareti verecek kimseyi gözlemek.
Gerektiğinden fazla dikkat göstermek, koruyup gözetmek.
"Üç kuruş para verecek...
Yönetmek, çekip çevirmek.
Tutumlu olmak, kullanmak.
Elvermek, yetmek, yetişmek, korumak, kurtarmak.
Hoş görmek, göz yummak.
Örtbas etmek.
"Bu ayakkabıyı bu...
Yakın ilişki içinde bulunup, bu ilişkileri bir süre devam etmek.
"Birbirimize iyi davranalım, epey bir zaman burada yüz yüze bakacağız."