Ağıt yakmak
Sevilen birinin ölümü ya da toplumca uğranılan bir acı dolayısıyla ağıt özelliği taşıyan bir şiir yazmak ya da böyle olaylarla ilgili olarak ağıt söylemek.
Anlamsız, çirkin, yersiz, dişlerini göstererek gülmek.
"Pişmiş kelle gibi gülmeyi bırak da işine bak."
Sevilen birinin ölümü ya da toplumca uğranılan bir acı dolayısıyla ağıt özelliği taşıyan bir şiir yazmak ya da böyle olaylarla ilgili olarak ağıt söylemek.
Güzel lezzetli yiyecekler seçmek.
Keyif verici şeyleri seçmede usta olmak.
Güzel yemeklerden anlamak.
Bir şeyin güzelini, iyisini bilmek, anlamak.
"Şunlardaki...
"Ne kadar çaba gösterse, ne yapsa da" anlamında kullanılır.
"Ağzıyla kuş da tutsa, artık bu eve adım atamaz."
Başkasına bir şeyler vermesi gereken kişi, az az verip sayıyı çoğaltarak çok şey veriyormuş gibi görünmek istiyor. Ama alan da bunlardan birkaçını birleştirip...
Bir şey yapacağına, ya da yapmayacağına kutsal bir şeyi tanık göstererek söz etmek.
Çalım satmak, gösteriş yapmak.
"Caka satmayı bırak da işine bak."
Çok sık, düşünce ya da konu değiştirmek.
"Daldan dala konmayı bırak da bir işe sarıl artık."
İşine son verilerek bir yerden uzaklaştırılmak.
Ölmek ya da öldürülmek.
"Onun da defterini dürecekler yakında.
Çalışıp elde ettiği para ile geçimini sağlamak.
"Ben iyi ya da kötü hayatımı kazanıyorum, sen kendi işine bak."
Birbirini tutmaz, yersiz, anlamsız, işsiz, yersiz yurtsuz, saçma sapan.
"İpi sapı yok bu sözlerin, daha inandırıcı olmalısın."
Zamanın çok hızlı geçip gitmesi.
Bol bol gelmek ya da gitmek (para, yiyecek vs.).
"Para su gibi akıyor, o harcamayacak da ben mi harcayacağım?"
Cıvıklık etmek, taşkın hareketlerde bulunmak, ciddi davranmamak.
"Sululuk etmeyi bırak da çalışmaya bak."