Allem etmek, kallem etmek
İstediğini elde etmek için her türlü kurnazlığa başvurmak.
"Namussuzlar allem edip kallem edip yaşlı adamın evini elinden aldılar."
Ar damarı çatlamış, utanmaz, arlanmaz.
"Perdesi yırtılmış adamın, baksana neler söylüyordu!"
İstediğini elde etmek için her türlü kurnazlığa başvurmak.
"Namussuzlar allem edip kallem edip yaşlı adamın evini elinden aldılar."
Utanma, sıkılma duygularını yitirmiş bulunmak.
"Adama bak nerede soyunuyor, alnının ar damarı çatlamış anlaşılan."
Başarmak için çok sıkıntı çekmek, çok çaba sarf edip emek vermek.
"O yolu açıncaya kadar benim alnımın damarı çatladı, sen ne halt etmeye bozuyorsun?"
Bir kimseye çok eziyet edip sıkıntı çektirmek.
"Adamın üzerine öyle gittiler ki iki günde anasını ağlattılar."
Utanç duyulacak şeyleri sıkılmadan yapmak, utanmayı bırakmak, yüzsüz olmak.
"Ar damarı çatlamış bu adamdan ne umuyorsun anlamadım bir türlü."
Bir kimsenin bulunmadığı yerde onun hakkında ileri geri konuşmak, dedikodusunu yapmak, çekiştirmek.
"Adamın arkasından söylemeye utanmıyor musun?"
Bir yere gitmez, uğramaz olmak.
Birini bir yere artık uğramaz duruma getirmek.
"Öyle korkutun ki o adamın ayağı kesilsin bu meyhaneden?"
Öfkelenmek, kızıp bağırmak; coşmak.
"O konuştukça adamın elleri titriyor, ayranı kabardıkça kabarıyordu."
İştahla sofraya oturmak.
Bir işi çabuk bitirmek üzere oturup ele almak.
Birini altına alıp dövmek.
"Birkaç kişi utanmadan zavallı adamın başına çöktüler."
Başka bir şeyle ilgilenemeyecek kadar sıkıntılı, üzücü ve tehlikeli bir duruma çare bulmaya çalışmak.
"Adamın bize aldıracağı yok, baksana başının derdine...
Değerini, onurunu çok düşürmek.
"Seni arlanmaz utanmaz seni, beni iki paralık ettin, senin yüzünden topluma çıkamaz oldum!"
Yüzünden hoşnut olmadığı anlaşılmak, asık yüzlü olmak.
"Baksana, yüzü sirke satıyor adamın."