Adı çıkmak dokuza, inmez sekize
Bir kimsenin adı bir kez iyi ya da bir kez kötü tanındıktan sonra, bu genel kanı kolay kolay değişmez, kişi bir konu ünlendi mi o ün sürüp gider.
Bir kimsenin dedikodusunu yapmak, kötü tarafını her yerde söylemek.
Bir şeyi her fırsatta söyler olmak.
Bir kimsenin adı bir kez iyi ya da bir kez kötü tanındıktan sonra, bu genel kanı kolay kolay değişmez, kişi bir konu ünlendi mi o ün sürüp gider.
Gereksiz görülen bir bağlılığa, bir ilişkiye son vermemek; bir istekte bulunan kişiyi yanından uzaklaştırmak.
Yapılması zor bir işi yapmaktan kendini kurtarmak...
Bir yığın gereksiz sözlerle bir kimseyi sıkıp yormak.
Bir iş, bir kimseyi rahatsız edip uğraştırmak.
Gereksiz sözlerle birini bunaltmak.
Bir iş için birini...
Sersemlemek, rahat düşünemez olmak.
Bir işin oluş biçiminden kötü bir şey sezinleyerak kuşkulanıp huzuru kaçmak.
Sersemlemek, sağlıklı düşünemez olmak.
Kötü...
Bir düşünce, kişinin aklına uygun gelmek.
Belirtilen bir şeyi öğrenmek, ezberlemek.
Bir kişiyi bir şey yapmaya kandırmak.
Burnuna koklanamayacak kadar pis bir koku gelmek, böyle bir kokudan burnu görev yapamaz olmak.
Burnuna koklanamayacak kadar pis bir koku gelmek, böyle bir...
Bir kimseye büyük bir zarar vermek, kötülük etmek.
İyi bir şeyi kötü hâle getirmek, heder etmek, harcamak.
"Yeni aldığım oyuncağın canına okudu bir günde."
Bir yerde, bir işte bir sebepten ötürü başarı sağlayamayıp uzun süre kalmamak.
"Bir şeyde dikiş tutturamadı, şimdi boşta gezip duruyor."
Bir kimsenin sözlerinden açıkça söylemediği bir şeyler olduğu anlaşılmak.
"Dilinin altında bir şey olduğunu biliyorum ama bir türlü söyletemiyorum."
Yakışıksız davranmak, uygunsuz bir söz söylemek veya kötü bir şey yapmak.
"Halt etmişsin, bir de utanmadan anlatıyorsun."
Bir yerde kendisi bulunmak, var olmak.
Bir yere hemen gidecek, bir şeyi anında yapacak durumda olmak.
"Yarınki toplantıda sen de hazır bulunmalısın."
Yanlış bir yargıya varmak, bir söz ya da hareketten kendine göre bir anlam çıkarmak.
"Öyle alıngandı ki her sözümden bir mânâ çıkarıyordu."