Açmaza getirmek
Bir kimseyi içinden çıkamayacağı bir duruma sokmak.
"Biçime sokmak."
Bir kimseyi içinden çıkamayacağı bir duruma sokmak.
Kararından, niyetinden vazgeçirip başka bir yola sokmak.
Baştan çıkarmak, ayartmak.
"Aklını çelip onu evlenmeye razı et."
"Tekerine çomak sokmak"
Döverek ayakta duramayacak biçime sokmak, asfaltta yatıp kalacak denli çok dövmek.
Birini çok tehlikeli bir işe bile bile sokmak.
"Hiç aldırmadan, biricik kızını o adamla evlendirip ateşe atamazsın değil mi?"
Bir kimseyi, zarar göreceği, kötü sonuçlarla karşılaşacağı bir işe sokmak.
"Oğlanın da başını belâya sokacaklar diye ödüm kopuyor."
Birini ağır, dayanılmaz bir zarara uğratmak.
Kendi kendini ağır, dayanılmaz bir zarara sokmak.
"Ateşine yanmak."
İyi bir biçime koymak, uygun biçimli bir duruma getirmek.
İyi olan, yolunda giden bir durumu yanlış davranışlarla bozmak, olumsuz bir gidişe sokmak.
"Eline çekici alır almaz çiviye vurdu, çivi tahtayı yarıp geçti, bir...
Üzmek, acı vermek.
Zulmetmek, eziyet etmek.
Bir kimseyi büyük zarar ve ziyana sokmak.
"Şu hareketlerinle canımı yakıyorsun."
Bir daha sesini çıkaramayacak, kötülük edemeyecek bir duruma sokmak.
"Elbet sizin de çanınıza ot tıkayacağım gün gelecek."
Yönetmek, düzene sokmak, hâle yola koymak, çalışmasını sağlamak.
"Tek başıma bu işi çekip çeviremem ki!"