Araya (aralığa) gitmek
Heder olmak, işe yaramaz duruma gelmek.
Karışıklıkta elden çıkmak ya da telef olmak.
"Tepesine çıkmak."
Heder olmak, işe yaramaz duruma gelmek.
Karışıklıkta elden çıkmak ya da telef olmak.
Doğru olduğu, gerçek olduğu anlaşılmak, ortaya çıkmak.
Hemen yola çıkmak üzere olan.
Bir sorun üzerine oy verenler, sayıca, karşı düşünceye oy verenlerden daha az çıkmak.
Bir oyalamada, karşı düşünceye oy verenler sayıca az çıkmak.
Ortaya çıkmak, belirmek, vuku bulmak.
"Milletimiz baş gösteren bu yeni fikri kısa zamanda benimseyecektir."
Geziye çıkmak üzere olan.
Çok borç içinde olmak.
"Borç gırtlağa çıkmak."
Umutsuz olarak girişilen bir iş, iyi sonuç vermek; doğruluğuna inanmadan söylediği söz gerçek çıkmak.
"Hayatımızın boş atıp dolu tutmak diye bir ilkesi olamaz."
İşe yaramaz olduğu, sağlam olmadığı anlaşılarak bir yana atılmak.
Sağlığı el vermediği için askerlik görevine alınmamak.
"Çürüğe çıkmak için can atanlar da yok...
Malı olmaktan çıkmak.
"O arsa elden çıktığı için üzüldüm."
Ayrı bir eve çıkmak, yerleşmek.
"Evlendikleri günün ertesinde ev açmaya karar verdiler."
Gelenleri karşılamak üzere yola ya da kapı önüne çıkmak.
İleri sürülen fikrin, tutulan yolun yanlış olduğunu söylemek.
"Her fikrime karşı çıkmak zorunda mısın?"