Ayağını sürümek
Verilen bir görevi ağırdan yapmak.
Bir yerden ayrılmak üzere bulunmak.
Ölmek üzere olmak.
Halk inanışına göre birinin gelmesi, ardından başkalarının da...
Kocası ölmek.
Verilen bir görevi ağırdan yapmak.
Bir yerden ayrılmak üzere bulunmak.
Ölmek üzere olmak.
Halk inanışına göre birinin gelmesi, ardından başkalarının da...
İnandığı bir şey uğrunda ölmek, canını vermek.
Belirmek, kimi bitkilerin başak tutmaya başlaması.
"Ektiğimiz buğdaylar baş vermeye başladı."
Ölmek.
"Beni korkutamazsın, bir can borcum var, onu da öder kurtulurum."
Ölmek üzere bulunmak.
"Yanına vardığımızda hayvan can çekişiyordu."
Ölmek.
Çok yorulmak.
Çok yıpranmak.
"Onu razı edinceye kadar canım çıktı."
Ölmek.
Ruha güç vermek, yaşar duruma getirmek.
Bir şeyi çok ister olmak.
"Adam bir kurşunda can verdi."
İşine son verilerek bir yerden uzaklaştırılmak.
Ölmek ya da öldürülmek.
"Onun da defterini dürecekler yakında.
Ölmek, sonu gelmek, yok oluş vakti gelmek.
"Herkesin eceli gelecek ve bu dünyadan göçecek."
Çok uykusu gelmiş olmak.
Ölmek.
"Yemeği yer yemez gözleri kapandı, horlamaya başladı."
Çok istediği şeylere kavuşamadan ölmek.
"Halam `gurbete giden oğluma kavuşamadan ölürsem gözüm açık gider` dedi."
Görmezlikten gelmek, yapışına ses çıkarmamak.
Ölmek.
"Dedem gözünü kapayınca o koca aile birdenbire dağılıvermiş."
Özlediği, sevdiği bir yere ya da kimseye kavuşamadan ölmek.