Açıktan vermek
Bir emek ya da mal karşılığı olmaksızın birine para ödemek.
Babanın ölümüyle çocuğa kalan iş, para, mal mülk gibi şeyler.
Bir emek ya da mal karşılığı olmaksızın birine para ödemek.
Yapılması zor iş, güç iş , zahmetli iş.
Akıllı, dengeli ve ölçülü bir kişinin yapacağı iş olmamak.
"Akıl kârımı şimdi senin yaptığın bu iş?"
Olmayacak, gerçekleşmeyecek bir iş uğrunda boşuna çaba sarf etmek.
"Desene boşuna kürek çekmişiz, olmayacak bu iş."
Bir şeye değerinden çok para istemek, olmayacak bir istekte bulunmak.
"Senin istekli olduğunu duydu adam, şimdi gidersen anasının nikâhını isteyecek o...
Başkasına bir şeyler vermesi gereken kişi, az az verip sayıyı çoğaltarak çok şey veriyormuş gibi görünmek istiyor. Ama alan da bunlardan birkaçını birleştirip...
Bir yığın gereksiz sözlerle bir kimseyi sıkıp yormak.
Bir iş, bir kimseyi rahatsız edip uğraştırmak.
Gereksiz sözlerle birini bunaltmak.
Bir iş için birini...
Birini bunaltıp şaşırtma yolu ile kendisinden bir iş veya mal karşılığı olarak çok miktarda para çekmek.
Önceden tasarlanan, düşünülen bir iş umulduğu gibi gitmemek, başka bir yönde gelişmek.
"O kadar uğraştık ama evdeki hesap çarşıya uymadı, bu paraya istediğimiz...
Çok para kazanmak.
Devletin çok para basması.
"Bizim büfe âdeta para kesiyor."
Çok para harcamak.
Rüşvet yemek, görevini kötüye kullanıp bir iş yapmak için birinden para almak.
"İnsanlar artık açıktan para yiyorlar."
Kesintiden sonra elde kalan para miktarı.
Doğru yoldan kazanılmış para.