Açlıktan ölmeyecek kadar
Pek az bir şey, gereğinden az.
Güç ve tehlikeli durumdan az bir zararla sıyrılmak.
"Ucuz atlattık, az kalsın uçuruma yuvarlanacaktık."
Pek az bir şey, gereğinden az.
Başkasına bir şeyler vermesi gereken kişi, az az verip sayıyı çoğaltarak çok şey veriyormuş gibi görünmek istiyor. Ama alan da bunlardan birkaçını birleştirip...
Bir parça, o kadar çok olmayan, oldukça.
"Az buçuk."
Ne az ne çok, oldukça.
"Az kalsın."
Neredeyse, hemen hemen, az kalsın.
Bir sorun üzerine oy verenler, sayıca, karşı düşünceye oy verenlerden daha az çıkmak.
Bir oyalamada, karşı düşünceye oy verenler sayıca az çıkmak.
Gereksiz görülen bir bağlılığa, bir ilişkiye son vermemek; bir istekte bulunan kişiyi yanından uzaklaştırmak.
Yapılması zor bir işi yapmaktan kendini kurtarmak...
Bir yığın gereksiz sözlerle bir kimseyi sıkıp yormak.
Bir iş, bir kimseyi rahatsız edip uğraştırmak.
Gereksiz sözlerle birini bunaltmak.
Bir iş için birini...
Çok az fark olarak, kararlaştırılmak istenen sayıdan, ölçüden bir miktar az veya çok olarak.
"Beş aşağı beş yukarı bir kg. çeker bu tavuk."
Kişiyi kendi görüş ve düşüncelerinden ayırıp başka bir görüş ve düşünceyi benimser duruma getirmek.
Bir insanı, kendine özgü düşünce ve dünya görüşüne...
Bir konuda yapacağı çok az şeyi olmak.
Dayanacak pek az gücü kalmak.
"Bir atımlık barutu kalmış, hâlâ ben yaparım o işi diyor."
Çok az, az bir fark (kalmak).
"Araba o hızla virajı alamadı, uçuruma yuvarlanmasına kıl payı kalmıştı."
Az bir farkla, az fazla ya da az eksik olmak üzere, yaklaşık olarak.
"Üç aşağı beş yukarı anlaşırız, merak etme."