Acı çekmek
Uzun süre acı, üzüntü içinde bulunmak.
Önemsiz, küçük rahatsızlıkları büyütmek; hastalık kuruntusu içinde bulunmak.
Yalnız, sakin kalmak.
"Uzun bir süre kendimi dinledim, olup biteni tekrar tekrar gözden geçirdim."
Uzun süre acı, üzüntü içinde bulunmak.
Bir şey için çok derin bir üzüntü duymak, bir şeyin acısını çok içinde duyumsamak.
Biriyle yalnız kalmak, iki kişi bir arada yalnız kalmak.
"Misafirler gittikten sonra baş başa kaldılar."
Gereksiz görülen bir bağlılığa, bir ilişkiye son vermemek; bir istekte bulunan kişiyi yanından uzaklaştırmak.
Yapılması zor bir işi yapmaktan kendini kurtarmak...
Bir yığın gereksiz sözlerle bir kimseyi sıkıp yormak.
Bir iş, bir kimseyi rahatsız edip uğraştırmak.
Gereksiz sözlerle birini bunaltmak.
Bir iş için birini...
Çok basit, küçük, önemsiz bir şeyi büyütüp içinden zor çıkılır bir olay hâline getirmek.
"Bir bardak suda fırtına koparmayı bırak artık, mendilini yaktıysa evi...
Önemsiz bir istek uğruna ya da küçük bir zarardan kurtulmak için çok büyük bir zararı göze almak.
"Bir olayın şimdilik bilinmeyen bir yönünün bulunması, anlaşılamayan bir sebebin aranması" durumunu anlatmak için kullanılır.
"Polis, bunda bir iş var diyerek...
İnsana yakışmayan; olgunluğa, yaşa uygun düşmeyen yersiz ve kaba davranışlarda bulunmak.
"Bir çiğlik edip de toplantıyı berbat edecek diye ödüm...
Bir yerde, bir işte bir sebepten ötürü başarı sağlayamayıp uzun süre kalmamak.
"Bir şeyde dikiş tutturamadı, şimdi boşta gezip duruyor."
Bir süre ara vermek; uzun süren yolculuğun, çalışmanın, yürüyüşün yorucu etkisini atmak için bir süre dinlenmek.
"Yarım saat sonra mola verecekler, onlara mola...
Kısa bir süre için gittiği yerde, saygısızca ve sorumsuzca uzun süre kalmak.